M.Nuri Bingöl

Tarih: 31.01.2026 12:23

Sohbet Mevcudu mu İhlas mı? Hizmette Asıl Ölçü Ne

Facebook Twitter Linked-in

  “İhlas” kavramı, yapılan her türlü dinî faaliyetin yalnızca Allah rızası için gerçekleştirilmesini ifade eder. 
    Günümüz dinî camialarında sohbet, vaaz ve tebliğ faaliyetlerinin adedi ölçütlerle değerlendirilmesi ise ihlas kavramının yeniden düşünülmesini gerekli kılmaktadır. Özellikle sohbet mevcudu ve reyting benzeri göstergelerin merkeze alınması, niyetin safiyetini zedeleme riski taşımaktadır!
    İhlas, klasik İslam literatüründe “amelin yalnızca Allah için yapılması, nefsin ve halkın teveccühünün araya girmemesi” şeklinde tanımlanır. Kur’an ve sünnet merkezli bu anlayışta, görünür başarılar, kalabalıklar veya takdir edilme arzusu amelin asli belirleyeni olamaz. Nitekim birçok âlim, ihlası bozan en tehlikeli unsurun “fark edilme arzusu” olduğunu ifade etmiştir.
    Sohbet mevcudu, dinî faaliyetin toplumsal karşılığını gösteren doğal bir sonuç olarak değerlendirilebilir. Ancak bu adedi (niceliksel) netice, zamanla bir hedefe dönüştüğünde, faaliyetin mahiyeti değişime uğrar. Reyting kaygısı, sohbetin içeriğini hakikat merkezinden çıkararak beğeni ve kabul merkezli bir yapıya sürükleyebilir. Bu durum, tebliğin özünü teşkil eden nasihat ve irşad sorumluluğunu zayıflatma potansiyeline sahiptir.
    İhlas ile sohbet etkisi arasındaki ince dengenin kurulması vaz geçilmez önemdedir. Burada kritik olan husus, etki ile niyet arasındaki ilişkinin doğru kurulmasıdır. Dinî faaliyetin muhatap bulması, insanların istifade etmesi ve sayının artması başlı başına bir ihlassızlık göstergesi değildir. Aksine, bu durum bir ilahî lütuf olarak görülebilir.
   

“Dinî hizmette ölçü sohbet mevcudu değil, ihlastır; reyting kaygısı hizmetin ruhunu zedeler.”

  Ancak etkiyi amaç hâline getirmek, ihlasın zedelenmesine yol açar. Dolayısıyla artan mevcut şükür sebebi, azalan ilgi ise sabır vesilesi olmalı; her iki durum da niyetin ölçüsü kılınmamalıdır.
    Camiada sohbet mevcudu veya reyting kaygısının merkeze alınması, dinî hizmetlerin ruhunu oluşturan ihlas ilkesini tehdit etmektedir. Niceliksel başarıyı asli hedef hâline getiren anlayış, hizmeti şeklen büyütse de mânen zayıflatabilir. İslami hizmetlerde esas olan, sonucu değil vazifeyi öncelemek; kabul ve tesiri ise ilahî takdire havale etmektir. Bu yaklaşım, ihlasın korunması açısından vazgeçilmez bir ilke olarak değerlendirilmelidir.
**
İslam düşüncesinde amelin makbuliyeti, neticeden ziyade niyete bağlanma kaidesi Risale-i Nur Külliyatı’nda “ihlas” kavramı etrafında sistematik bir şekilde ele alınmıştır. 
    Bediüzzaman Said Nursî, ihlası yalnızca ferdî bir ahlâk ilkesi olarak değil, aynı zamanda cemaat ve hizmet hayatının sürekliliğini belirleyen temel bir esas olarak değerlendirmiştir. Bu bağlamda, camiada sohbet mevcudu ve çağdaş karşılığıyla reyting kaygısının ihlas üzerindeki etkisi, Risale-i Nur perspektifinden incelenmeye muhtaçtır.
    Bediüzzaman’a göre ihlas, “rızâ-yı İlâhîden başka hiçbir şeyi maksat ve netice kabul etmemek”tir. (Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a – İhlas Risalesi). Bu tarif, hizmette görünen başarıların, kalabalıkların veya takdir edilmenin tali unsurlar olduğunu açıkça ortaya koyar. Zira ihlas, doğrudan doğruya niyetle ilgili olup, sonuçla ölçülmez.
    Risale-i Nur’da sıkça vurgulanan temel bir prensip şudur: “Vazife-i İlâhiye’ye karışmak, ihlası kırar.” (Lem’alar, 21. Lem’a)
    Sohbet mevcudu veya reyting kaygısı, çoğu zaman neticeyi kontrol etme arzusundan kaynaklanır. Bu durum, kulun vazifesini aşarak kabul ve tesir gibi sonuçları sahiplenmesine yol açar. Oysa Bediüzzaman, hizmet edenin vazifesini “tebliğ ve temsil” ile sınırlandırmış; hidayet, kabul ve yayılma gibi neticeleri ilahî takdire havale etmiştir.
    Risale-i Nur’da kesret (çokluk) fikrinin hakikat ölçüsü olamayacağı açıkça belirtilir. Bediüzzaman, özellikle ahir zaman şartlarında, azınlıkta kalan hak ehlinin manevî kıymetinin, sayısal çokluktan üstün olduğunu ifade eder.
“Ehl-i hak, ekseriyetle değil; ihlas ve sadakatle mükelleftir.” (Mektubat, muhtelif bahisler)
    Bu perspektiften bakıldığında, sohbet mevcudunu bir değer ölçüsü hâline getirmek, hizmeti hakikat merkezinden çıkararak görünür başarı merkezli bir anlayışa sürükler. Bu ise ihlasın zedelenmesine sebebiyet verir.
**
    Sohbet ve irşad faaliyetlerinde reyting kaygısı, fark edilmeden rekabet duygusunu besleyebilir. Risale-i Nur’da bu durum “gizli enaniyet” ve “manevî şirk” tehlikesiyle ilişkilendirilir.
    “Bir zerre enaniyet, bu hizmette büyük zarar verir.” (Lem’alar, 21. Lem’a)
    Mevcut kıyasları ve mukayeseler, uhuvveti zedeler; ihlasın yerini kıyas, haset ve üstünlük duygusu alabilir. Bu nedenle Bediüzzaman, kardeşler arasında kıyas ve rekabeti kesin bir dille yasaklamış, hizmette şahs-ı manevî anlayışını esas almıştır.
    Risale-i Nur’da neticelere karşı tavır nettir: Artış şükür, azalış sabır vesilesidir. Ancak her iki hâl de niyetin mihengi olamaz.
    “Bizim vazifemiz ihlastır; muvaffakiyet Cenâb-ı Hakk’a aittir.” (Sözler ve Lem’alar’dan mülhem)
    Bu ifade, sohbet mevcudu veya reyting gibi göstergelerin ancak ikincil birer hâdise olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyar.
    Risale-i Nur perspektifinden bakıldığında, camiada sohbet mevcudu veya reyting kaygısını esas almak, ihlas ilkesini zedeleyen ciddi bir risk unsurudur. Sayı bakımından  artışlar birer ilahî ihsan olabilir; ancak hedef hâline geldiklerinde hizmetin ruhunu aşındırırlar. 
    Bediüzzaman Said Nursî’nin ortaya koyduğu ölçülere göre, dinî hizmetlerde esas olan vazifeye odaklanmak, neticeyi ise ilahî takdire teslim etmektir. Bu teslimiyet, ihlasın korunmasının ve hizmetin bereketinin temel şartıdır.

Kategori: Din & Maneviyat


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —