Bir ülke parasızlıktan değil, karakter yoksulluğundan çöker.
Biliyorum, bugün herkes ekonomiden şikâyetçi.
Pahalılıktan, geçim derdinden, borçtan, hayatın ağırlaşmasından…
Haklıyız. Zor bir dönemden geçiyoruz.
Ama içimde uzun zamandır başka bir sızı var.
Daha derin, daha tehlikeli bir yara…
Biz sadece fakirleşmiyoruz.
Biz aynı zamanda yozlaşıyoruz.
Eskiden yalan ayıptı.
Şimdi “idare eder” deniyor.
Eskiden hile utançtı.
Şimdi “uyanıklık” sayılıyor.
Eskiden bencillik kınanırdı.
Şimdi “kendini düşünen kazanır” deniyor.
Ve işte tam burada durup düşünmemiz gerekiyor:
Biz ne zaman bu kadar kolay eğilip bükülen bir toplum olduk?
Sokakta, trafikte, alışverişte, iş yerinde, sosyal medyada…
Her yerde aynı manzarayla karşılaşıyoruz.
Birbirine saygısı azalmış,
tahammülü tükenmiş,
empatisi zayıflamış,
vicdanı yorgun bir toplum…
Daha derinde, çok daha tehlikeli bir çöküş var. Bu yüzden kaleme aldığım şu yazı, meselenin özünü çok daha net anlatıyor: Asıl Yıkım Parada Değil, Ahlakta
Kimse kimseyi dinlemek istemiyor.
Herkes haklı, herkes mağdur, herkes öfkeli.
Ama kimse kendine dönüp sormuyor:
Ben nasılım?
Bakın…
Ekonomi düzelir.
Para bulunur.
Piyasalar toparlanır.
Ama bozulan ahlak kolay toparlanmaz.
Çürüyen karakter, nesiller boyu bedel ödetir.
Çünkü para kaybı telafi edilir,
ama güven kaybı kolay kolay onarılmaz.
Bir toplumda güven çöktüyse,
orada sadece ekonomi değil, insanlık da çökmüştür.
Bugün en çok neyi kaybettik biliyor musunuz?
Utanma duygusunu.
Artık kimse yalan söylerken utanmıyor.
Kimse kul hakkı yerken yüzü kızarmıyor.
Kimse adaletsizlik yaparken vicdan azabı çekmiyor.
Ve bu, ekonomik krizden çok daha büyük bir felakettir.
Çocuklarımıza ne öğretiyoruz?
“Başarılı ol” diyoruz.
Ama nasıl olduğu çok da önemli değil.
“Kazan” diyoruz.
Ama hangi yoldan gittiğine pek bakmıyoruz.
“Öne geç” diyoruz.
Ama kimi ezdiğini sormuyoruz.
Sonra da ahlaki bir çöküşten şikâyet ediyoruz.
Olmaz.
Bu topraklar,
ahlakla yoğrulmuş, vicdanla mayalanmış, merhametle büyümüş bir medeniyetin mirasçısıdır.
Bizim kültürümüzde:
Tok yatarken aç komşuyu düşünmek vardır.
Yetimin başını okşamak vardır.
Haksızlığa susmamak vardır.
Adaleti ayakta tutmak vardır.
Şimdi bunların yerine ne koyduk?
Kurnazlığı,
çıkarcılığı,
bencilliği,
suskunluğu…
Şunu çok açık söyleyeyim:
Bir ülkede insanlar birbirine güvenmiyorsa,
kimse kimseye inanmaz hâle geldiyse,
herkes herkesi kandırmaya çalışıyorsa…
Orada ekonomi düzelse bile huzur gelmez.
Çünkü huzurun temeli para değil, ahlaktır.
Belki de bugün sormamız gereken en zor ama en gerekli soru şudur:
Ben bu yozlaşmanın neresindeyim?
Sırada beklerken kaynıyor muyum?
Vergide üçkağıt yapıyor muyum?
Menfaat için susuyor muyum?
İşime gelmeyeni görmezden geliyor muyum?
Bu soruların cevabı, ülkenin geleceğini belirleyecek.
Evet…
Ekonomi önemli.
Geçim derdi gerçek.
Ama şunu unutmayalım:
Asıl çöküş ahlakta.
Asıl yıkım karakterde.
Ve eğer biz bunu toparlayamazsak,
ne kadar para kazanırsak kazanalım,
ne kadar büyürsek büyüyelim…
İçten içe küçülmeye devam ederiz.
Kategori: Toplum & Vicdan