Bu yazıyı yazarken kimsenin tarafında değilim.
Ama herkesin içinde bulunduğu hâli biliyorum.
Yıllardır site yöneticileriyle de konuşuyorum, site sakinleriyle de…
Çay içtiğim, dert dinlediğim, telefonuma gece yarısı mesaj atan yöneticiler de var;
“Bu aidat nereye gidiyor?” diye içi yanan, geçim derdinde boğulan sakinler de.
Ve şunu net söyleyebilirim:
Herkes kendi dünyasında haklı.
Bir sakin için aidat, ay sonunda cebinden çıkan paradır.
Bir yönetici için ise aidat, ay boyunca döndürülmesi gereken ağır bir yük, bir sorumluluk, çoğu zaman da uykusuzluk sebebidir.
Ben bu iki tarafı da dinledikçe şunu fark ettim:
Bazı eleştiriler, bazı hakikatleri öğrendikten sonra yapılamaz hâle geliyor.
Eskiden yüksek sesle söylediğimiz cümleleri,
gider tablolarını gördükten sonra içimizden geçirir oluyoruz.
Çünkü tabloyu görünce mesele sadece “zam” olmaktan çıkıyor.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Birçok sitede aidatın çok büyük bir kısmı keyfi harcamalara değil,
ertelenemeyen, kaçınılamayan zorunlu giderlere gidiyor.
“Bazı eleştiriler, bazı hakikatleri öğrendikten sonra yapılamaz hâle geliyor.”
Güvenlik personeli, temizlik görevlileri, teknik ekip, SGK primleri…
Bunlar “idare edelim” denecek kalemler değil.
Aidat artsa da artmasa da her ay ödenmesi gereken gerçekler.
Elbette bu, her yönetimi aklamaz.
Elbette hesap sormak haktır.
Ama işte tam bu noktada dil değişmek zorunda.
Öfkeyle sorulan sorular cevap üretmez.
Bilgiyle sorulan sorular ise çözüm kapısını aralar.
Ben şunu çok net görüyorum:
Şeffaf olan, kalem kalem hesap veren, rakamları saklamayan yönetimler;
aslında en sert eleştiriden bile korkmuyor.
Çünkü biliyorlar ki hakikat konuşulduğunda tansiyon düşüyor.
Diğer yandan sakinlerin de şu gerçeği görmesi gerekiyor:
Sorunsuz işleyen bir sistem, “hiçbir şey yapılmıyor” anlamına gelmez.
Aksine, çoğu zaman işin doğru yapıldığının göstergesidir.
Asansör çalışıyorsa, güvenlik sessizse, elektrik kesilmiyorsa…
Bunlar tesadüf değildir.
Bu yazıyı bir “zam savunusu” olarak okumayın.
Bu yazı bir “yönetim güzellemesi” de değil.
Bu yazı şunu söylüyor:
İtiraz edin ama bilerek edin.
Hesap sorun ama tabloyu görerek sorun.
Konuşun ama birbirinizi tüketerek değil.
Çünkü aynı sitelerde yaşıyoruz.
Aynı kapılardan girip çıkıyoruz.
Aynı güvenliğe, aynı temizliğe, aynı sisteme emanetiz.
Bu mesele bağırarak değil, anlayarak çözülecek bir mesele.
Benim gördüğüm hakikat bu.
Kategori: Toplum > Kent Yaşamı
Siz bu tartışmada kendinizi hangi tarafta görüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.