• BIST 100

    11172,80%0,15
  • DOLAR

    32,89% -0,44
  • EURO

    35,84% -0,26
  • GRAM ALTIN

    2532,24% -0,72
  • Ç. ALTIN

    4116,11% -0,70

Adnan Albayrak ŞİMŞEK


MUHAFAZARLIK

Bu günkü makalemizde dindarlık diye algıladığımız bir siyasi tanım üzerine muhafazakar mı olacağız, yoksa muhafazakarlık mı yapmamız gerekirliliği üzerine dertleşmek istedim.


    Muhafazakar kelimesi, TDK göre tutucu, tutan, koruyan gibi anlamlarla açıklanmıştır.
  Muhafazakârlık veya tutuculuk, geleneksel toplumsal etmenlerin korunmasını destekleyen politik ve toplumsal felsefedir.
   Bu terim öncelikle İslam'ı kesim için ortaya atılmış olmasına rağmen, İslam'ın muhafaza edilmeye Kur'an-ı açıdan gerek yoktur. Çünkü Kur'an'ın, İslâm dininin tek koruyucusu vardır. O da bu dinin sahibi Allah'tır. Allah'ta bu dinin muhafazasının kendisi tarafından yapıldığını  bizzat kendisi olduğunu, Kur'an'da bizlere açıklamıştır. Bunun da belgesi Tevrat ve İncil'in ayetleri içinde belirtilmemiş ve bunun da getirisi olarak korunduğunu muhafaza ettiklerini söyleyen papazların, hahamların dini haline gelmiş olduğu gerçeği karşısında Allah SON KEZ GÖNDERDİĞİ İLAHİ HÜKÜMLERİNİN korunması noktasında. 
     
  Kuranın Hicr Süresinde (9﴿ "Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz."der.

  Bu kadar basit ve net. Dinin muhafazası Allah'a aittir. İnsan ise Allah tarafından muhafaza edilen dine tabi olarak yaşamaktır. Yoksa insan bu dini muhafaza etmesi için yaratılmadı. Bilakis bu dinin emir ve yasaklarına göre hayatlarını tanzime memur kılınmıştır.

  Maalesef günümüzde muhafazakarlık adıyla dindarlık ve dini tanımlıyor olmak muhafazakar kelimesine karşı yanlış yapmaktayız.

  Muhafazakar kelimesi dindarlık dışında, dinsizliğini savunanların da, dinsizliğinin muhafazakarlığını yapıyor olması düşünülemez mi? Bir düşüncenin, bir ideolojinin savunucuları da, savunduklarının tutuculuğu, muhafazakarlığını yapamaz mı? 
Yapar.

  Yapar olduğuna göre neden bizler muhafazakarlık dediğimizde aklımıza din gelir dersek bunun da sebebi, siyasal İslam'ın doğurduğu İslâm anlayışı üzerinden mevcud olan din anlayışının gelişmesinin önüne geçebilme adına muhafazakar tanımı ile o anlayışı koruyarak, istedikleri şekilde onun üzerinden muhafazakarlık ortaya koyanları yönetebilme adına çıkmış bir siyasi terimdir.
  Her fikrin ve ideolojinin savunucuları bu manada muhafazakardır.
    Muhafazakar olmadığımız zaman din elden gitmez…
  Hiçbir beşerî güç onu durduramaz, onu söndüremez. 
  Kendilerinde bir güç, bir kudret tevehhüm eden Nemrut’lar, Firavun’lar, Şeddat’lar dahi din-i mübinin neşv-ü nemâsına mani olamamışlar. Çünkü bu yüce dinin sahibi Allah’tır (cc). Onu her türlü tehlikeden, her türlü hücum ve saldırıdan koruyacak olan da yine sonsuz güç sahibi olan Allah’tır (cc). 
  Din-i Mübîni sahiplenmek, ona yapılan saldırıları bertaraf etmek adına çalışıp çabalamak için Cihad-ı maneviyede bulunmak elbette ehl-i dinin önemli vazifesidir, vazgeçilmez mükellefiyetidir. 
  Bu vazife ve sorumluluğu bihakkın yerine getirmek bir imtihandır. Kul bu imtihanı başarıyla vermek için dinini öğrenir, dininin getirisi her sahada gelişmeye, ilerlemeye gayret  göstererek, yaşamanın gayretinde olur, dine yönelik dahili ve haricî saldırılara karşı elinden gelen gayreti, mukavemeti göstermesi üzerine dinini yaşar ve dininin gelişmesine engel olan ne varsa bunlarla mücadele ederek dinini korur ve muhafazakarlığını ortaya sergiler.

  Bir Hadis-i Şerifte, Peygamberimiz, "düşmanınızın silahı ile silahlanın derken", müslüman olarak sen eline, 7.65 lik bir kuru sıkı ile çıkarsan elin oğlu seni iki saniyede yerle bir ederken, sende ben müslümanım Allah beni niye muhafaza etmedi demeyeceksin. Çünkü müslüman muhafazakarım diyerek gelişmekten, teknolojiden, çağın getirisi ilimden, bilimden uzak kalarak kendini muhafaza etmesini beceremeyen değildir.

  Bu mihfalde İslâm dinini alışıla gelmiş geleneksel İslâm olgusundan çıkarıp,
HAKKI OLAN CİHAN ŞUMUL BİR DİN haline getirme gayretidir asıl olan MUHAFAZAKARLIK. 
  Yoksa genel siyasi kanının ifade etmeye çalıştığı veya bu yolla gelişmeye çağın getirisi teknolojiye, bilime, ilime ulaşmayı yakalamaya çalışmak din düşmanlığı değil bilakis Allah'ın ortaya koyduğu İLAHİ MODERNİZME ulaşmak olsa gerek.

  Öncelikle İslâm cihan şumul bir yapıya sahip iken, İslam'ı bireyin sadece Allah ile bağını sağlayan bir anlayış halinde sokmaya çalışan bu çerçeve içerisinde kalmasıyla İslâm dini çağın gerilerinde kalmış, ilerleme gösterememiş,1500 yıl öncesi sosyal hayatın dini gibi bir algıyla gerici yaftasına maruz kalırda muhafazakarım diyenlerde bir taraftan bu gerici yaftasını ortaya çıkaranların ekmeğine yüz sürmüş olurlar.

  İslam'ı üç ana unsur üzerinden değerlendirmediğimiz için dini sadece namaz kıl, oruç tut, hacca git, sabah akşam tarikatların ortaya koyduğu zikir çekmelerden ibaret sayan bir müslüman olgusu içerisinde muhafaza etmek isteyenlerin ortaya koyduğu cellatına aşık millet ortaya çıkardığını göremeyiz.

  Kur'an'ın her yüz ayetinin ortama on tanesi iman hakikatı, yine her yüz ayetinin onu nasıl ibadet edeceğimizi, geriye kalan yüzde sekseni de muamalat yanı yaşama, yaşam içinde sosyal hayata, fenden tutunda dünya hayatına dair ne varsa bunları anlatırken bizler yüzde seksen büyük bölümün üzerine düşünmeden hesaplar yapmadan dini yüzde yirmilik üzerinden bakarak yaşamanın getirisi, müslümanlar her sahada geri kalmış, bir tutam ilerleme gösteremeden, yerimizde saysak çok iyi gerisin geriye yanı imanlarımızın da kaybına sebeb bir yol çizmişiz bunun da adına İslâm dini diyoruz. Kim demiş İslâm sadece ibadet ve iman meseleleri üzerine gönderilmiş bir din.

  İslâm; iman, hayat ve gayretten ibarettir. İman edip hayatın boyunca dünyalık için değil hem dünya hem ahiret yurdunda huzuru kavuşmak için gösterdiğimiz gayrettir. İman gayreti ibadetlerin devamı ahiretimizin dünya hayatımızdaki gayretlerin dünyalık kısmı mal mülk biriktirerek tekelcilik yapmak değil, aksine dünyada her sahada en büyük olabilme ülküsüdür. Yoksa hem dünya derken tekelcilik yapmak değildir.

  Cehalet ve enaniyetle parçalanmış milletler, inançlarının da parçalanacağı gerçeği içinde başkalarının ortaya koyduğu yapılarla, anlayışlarla ve bunların planlarıyla yönetilirler. Çünkü; güç yoktur, gücü olmayının takatı da yoktur. Takatı olmayanın da ne dini nede devleti payidar olamaz.

Selam ve dua ile 
Adnan Albayrak Şimşek

Yazarın Diğer Yazıları


32.5° / 25.1°

YAZARLAR