• BIST 100

    14991,40%0,51
  • DOLAR

    43,14% 0,10
  • EURO

    50,34% 0,08
  • GRAM ALTIN

    6377,90% 0,18
  • Ç. ALTIN

    10268,60% 0,00

M.Nuri Bingöl


Maduro Operasyonu mu, Algı Yönetimi mi? Venezuela Analizi

Venezuela’da yaşananlar askerî bir operasyon mu, yoksa mutabakatla yürütülen sessiz bir müdahale mi? Maduro süreci üzerinden ABD’nin yeni modelini analiz ediyoruz.


 Şunu söylemede bir beis görmüyorum: Ortada anlatıldığı gibi bir askerî operasyon yok gibi görünüyor. "Oraya asker sokarsak vietnamdan kötü olur " diyen ABD genarallarına rağmen, “Başarılı operasyon”, “stratejik hamle”, “nokta atışı” gibi ifadeler tamamen algı yönetiminin ürünüdür. Gerçek çok daha sade, ama bir o kadar da çarpıcı bence.
      İki gün önce yapılan bir telefon görüşmesiyle bir çerçeve çizildi. Bu görüşmede esas kaygı şuydu: 
      Venezuela’nın bir savaşa sürüklenmemesi, ülke içinde kanlı bir iç çatışmanın patlak vermemesi. Bu doğrultuda alınan karar, dışarıdan zorla dayatılmış bir teslimiyet değil; Maduro’nun kendi inisiyatifiyle kabul ettiği bir yer değiştirme düzenlemesiydi. Adına kaçış da diyebilirsiniz, teslim olma da. Kavramlar değişir ama sonuç değişmez: İrade devri.
      Burada altını çizmek gereken önemli bir nokta var. Durum kimsenin iddia ettiği gibi ani ya da vetire sürpriz değildi. Sahadaki riskler, muhtemel senaryolar ve doğabilecek sonuçlar önceden görülmüştü. Gerekli durum tespitleri yapılmış, uyarılar iletilmişti. Yani Maduro, önünde duran tabloyu bilerek bir tercih yaptı. Ne yazık ki tercih, ülkenin uzun vadeli egemenliğinden ziyade kısa vadeli bir “yangını söndürme” refleksiyle şekillendi.
      ABD ise bu tabloyu ustaca kullandı. Sahada asker yoktu, bombalar patlamadı; ama masada kazanan rolü ABD’ye yazıldı. Kendi kamuoyuna ve dünyaya, hiç yapmadığı bir operasyonun kahramanlığını pazarladı. Bu, klasik bir Amerikan yöntemi: Gerçek güç gösterisi değil, güçlü bir hikâye üretmek. Ve kabul edelim, bu konuda hâlâ çok iyiler.


 “Bu bir askerî operasyon değil; silahsız, mutabakatlı ve egemenliği aşındıran bir müdahaledir.”     

 

Asıl tehlike ise burada başlıyor. Çünkü yaşananlar bize şunu söylüyor: Güney Amerika’da yeni bir “Irak modeli” inşa ediliyor. Tanklarla girilen, başkentte heykel devrilen bir işgal değil bu. Daha sessiz, daha sofistike, ama sonuçları en az Irak kadar yıkıcı bir model. Devletler içeriden zayıflatılıyor, liderler “anlaşmalı” şekilde sahneden çekiliyor, halk ise yine olup biteni tribünden izliyor.
      Irak’ta yıllar önce ne yaşandıysa, bugün Venezuela’da onun farklı bir versiyonu sahnede. “Geçici” denilen vaziyetler kalıcılaşıyor, istikrar vaadi hiç gelmiyor, belirsizlik ise kalıcı oluyor. Ve her defasında aynı cümle kuruluyor: “Başka tercihimiz yoktu.”
      Bu cümleye inanmıyorum. Çünkü askerî operasyon yoktu, evet. Ama bu, bir operasyon olmadığı anlamına gelmiyor. Bu, silahsız bir müdahaledir. Telefonla yapılan, mutabakatla yürütülen, kan dökülmeden ama egemenlik aşındırılarak sonuçlanan bir müdahale.
       Bugün Venezuela’ya bakan herkes şunu görüyor elbet: Güney Amerika’da yeni bir Irak doğuyor. Daha sessiz, daha makyajlı ama en az eskisi kadar tehlikeli. Ve bu süreçte en büyük yanılgı, “kim kazandı” tartışmasına saplanmaktır. Asıl soru şudur: Bu oyunda halk gerçekten kazandı mı?
      Bu soruya dürüstçe cevap verilmeden yazılan her “kahramanlık” hikâyesi, sadece gerçeği biraz daha geciktirir. Ama tarih şunu hep gösterir: Gerçekle, er ya da geç, her türlü maske düşer.

Kategori: Dış Politika / Analiz

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.