• BIST 100

    14991,40%0,51
  • DOLAR

    43,14% 0,10
  • EURO

    50,34% 0,08
  • GRAM ALTIN

    6377,90% 0,18
  • Ç. ALTIN

    10268,60% 0,00

ZÜLEYHA ÇAĞLAYAN


KADRAJDAN İNFAZA!

Ayaküstü çekilmiş bir fotoğraf karesi üzerinden yürütülen itibarsızlaştırma kampanyaları, hukukun yerini algının aldığı bir medya pratiğini açıkça gösteriyor. Süleyman Soylu örneği, kadrajdan infaza uzanan bu kirli yöntemin en güncel halkası.


BİR KARE, BİR ALGI OPERASYONU

Kalabalıkta, ayaküstü, çoğu zaman ısrarla uzatılan bir telefon…
Ne plan var, ne kurgu, ne de özel bir davet.
Kamusal alanda, anlık bir karşılaşma.

Ancak bugün bazı çevreler için bu kare, ağır suç isnatları üretmeye yetiyor.

Süleyman Soylu’ya, İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemde ya da sonrasında, sokakta karşılaştığı insanların ısrarı üzerine çektirilen fotoğraflar üzerinden yürütülen linç kampanyası; hukuki değil, ideolojik bir saldırıdır.
Çünkü ortada suç yoktur.
Ortada örgütsel bağ yoktur.
Ortada kasıt yoktur.

Sadece bağlamından koparılmış bir kare vardır.

HUKUK NE DER, MANŞET NE YAPAR?

Ceza hukukunun temel ilkesi açıktır:
Ceza sorumluluğu şahsidir.

Bir kişinin başka birinin fiilinden sorumlu tutulabilmesi için;

Bilgi

İrade

Süreklilik

şarttır.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatları nettir:
Tesadüfi temas, kısa süreli görüşme ya da kamusal alanda aynı karede bulunmak suç delili değildir.

Tokalaşmak suç değildir.
Fotoğraf çektirmek suç değildir.
Ayaküstü verilen bir poz, örgütsel ilişki sayılmaz.

Aksi yöndeki her yorum, hukukun değil linç kültürünün ürünüdür.

AYNI MEDYA NEYİ GÖRMEDİ?

Bugün bu fotoğrafları manşete taşıyan sözde medya çevrelerinin geçmişine bakıldığında tablo çarpıcıdır.

Darbecilerle verilen samimi pozlar…
Terör örgütlerinin siyasi uzantılarıyla kurulan açık temaslar…
Hırsızlık ve yolsuzluğu adli makamlarca tescillenmiş isimlerle çekilmiş düzinelerce fotoğraf…

O gün susanlar,
o gün görmeyenler,
o gün “gazetecilik” hatırlamayanlar…

Bugün bir kareye sarılıyor.

Çünkü başka anlatacak hikâyeleri kalmadı.

HEDEF FOTOĞRAF DEĞİL, HESAPLAŞMA

Bu saldırıların sebebi bir fotoğraf değildir.
Sebep, çıkarın kesilmesidir.

Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde;
devletin içine çöreklenmiş, dokunulmaz zannedilen yapıların üzerine gidildi.
Trol ağları, beslemeli medya düzeni ve karanlık ilişkiler ilk kez bu denli açık teşhir edildi.

Kovanına çomak sokulanlar bugün bağırıyor.
Dünü unutturmak isteyenler, bugünü çarpıtıyor.

BU YÖNTEM DÜNYADA DA TANIDIK

Algı üretimi, evrensel bir yöntemdir.

ABD’de Barack Obama, bir resepsiyonda el sıkıştığı bir isim üzerinden aylarca “terörle temas” ithamına maruz kaldı.
Fransa’da Macron, sokakta çekilen bir selfie karesiyle radikal gruplarla ilişkilendirilmeye çalışıldı.
Almanya’da Merkel, mülteci kampında çekilen bir kare nedeniyle hedef alındı.

Hiçbiri hukuki zeminde karşılık bulmadı.
Çünkü hukuk, fotoğrafa değil delile bakar.

SATILIK DİLLER, AYNI SENARYO

Satılık olanın bir kez satıldıktan sonra hep bir bedeli vardır.
Bugün Ali öder, yarın Veli.

Bu yüzden insan sormadan edemiyor:
Yürüyen davalara rağmen bu ödemeler hâlâ aksamadı mı?
Yoksa bu kez kaynak okyanus ötesinden mi sağlanıyor?

Çünkü bu metinlerin dili gazetecilik dili değil;
siparişin, yönlendirmenin, talimatın dilidir.

Sonuç olarak:

Bir fotoğraf karesiyle tarih yazmaya kalkışanlar, aslında kendi çaresizliklerini ifşa ediyor.
Çünkü delili olmayan bağırır,
hakikati olmayan iftira eder.

Devleti hedef alanların kadrajı dardır.
Gerçek ise hiçbir objektife sığmaz.

Ve gün gelir, herkes kendi karesinin altında yazanla anılır.



 

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.