• BIST 100

    16001,32%1,2
  • DOLAR

    43,37% 0,09
  • EURO

    51,53% 0,02
  • GRAM ALTIN

    7057,65% 0,18
  • Ç. ALTIN

    11647,77% 0,00

M.Nuri Bingöl


İlim ve Bilim Arasında: Kendini Bilmenin Hikmeti

İlim ile bilimin farkı nedir? Risale-i Nur perspektifinde ilmin insanı benlikten kurtaran, marifetullah kapısını açan hikmet yolculuğu.


 İlim, insanın nefsine ait bir mülk iddiasında değil; bilakis emanet ve aynadarlık vazifesi olarak tarif eder. Bu bakımdan “İlim kendini bilmektir” sözü, Risale-i Nur’un temel epistemolojik yaklaşımıyla doğrudan örtüşür.
      Bütün kelami izahlar gibi Risale-i Nur’da insan, kendi zatına malik olmayan, fakat kendisine verilen duygu ve latifelerle Esma-i İlahiye’ye ayna olmakla vazifeli bir varlıktır. 
     İnsan kendini bildiği ölçüde, kendisinde görünen ilim, kudret, irade ve şuur gibi sıfatların hakikî sahibi olmadığını, bunların Allah’ın sıfatlarına işaret eden birer gölge olduğunu idrak eder. Bediüzzaman’ın ifadesiyle insan, “kendi üstünde yazılı olan İlâhî mektupları okuyan bir muhatap”tır.
      Bu çerçevede ilim, insanı enaniyetten kurtaran bir idrak vasıtasıdır. Kendini bilmeyen insan, sahip olduğu bilgiyi nefsine mal eder; ilmi, benlik ve tahakküm aracına dönüştürür. 
       Oysa Risale-i Nur’da sıkça vurgulanan “ene” kavramı, insanın mahiyetini doğru okumadığı takdirde, onu dalalete sürükleyen bir ölçü birimi hâline gelir. Ene, kendini bilirse anahtar; bilmezse perde olur.
      Bediüzzaman, ilmi ikiye ayırır: Mârifetullah’a götüren ilim, gaflete sevk eden ilim.
       Kendini bilmeye dayanmayan ilim, insanı kâinattan kopuk, benmerkezci ve mesuliyetsiz bir varlık hâline getirir.  
      Buna karşılık kendini bilen insan, ilmi bir şükür vesilesi, bir ubudiyet aracı olarak görür. Risale-i Nur’da geçen “İlim, marifetullahın merdivenidir” anlayışı, bilginin nihai hedefini açıkça ortaya koyar.
      Ayrıca Risale-i Nur, modern bilgi anlayışına karşı hikmet merkezli bir ilim tasavvuru sunar. İlim, sadece sebep-sonuç ilişkilerini açıklayan teknik bir araç değil; varlıkta tecelli eden İlâhî isimleri okuma sanatıdır. 
      Bu bağlamda kendini bilmek, insanın aczini, fakrını ve kusurunu idrak etmesi; ilmi de bu idrak üzerine bina etmesidir. Said Nursî’nin sıkça vurguladığı “acz ve fakr yolu”, ilmin kemale erdiği zemindir.
      “İlim kendini bilmektir” sözü, ilmi benliği büyüten değil, benliği eriten; insanı merkeze alan değil, insanı hakikate yönlendiren bir süreç olarak tarif eder. Kendini bilen insan, ilmiyle gururlanmaz; ilmiyle secde eder. Böyle bir ilim anlayışı, hem ferdî kemalin hem de içtimai ihyanın temel şartıdır.

Kategori: Manevi Eğitim > Tasavvuf ve Hikmet

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.