• BIST 100

    14991,40%0,51
  • DOLAR

    43,10% -0,04
  • EURO

    50,33% 0,24
  • GRAM ALTIN

    6379,48% 2,06
  • Ç. ALTIN

    10268,60% 0,98

RAVZA ZEYBEK


Biz Çocuklarımızı Hangi Ateşe Attık?

Dijital çağda çocuklarımızı kuşatan tehlikeler artık silahla değil, ekranlarla geliyor. Bu yazı, görünmeyen ateşi ve kaybolan değerleri sorguluyor.


Biz Çocuklarımızı Hangi Ateşe Attık?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

Yaşadığımız çağda çocuklarımızı ve gençlerimizi kuşatan tehlikeler artık açık cephelerden değil; ekranlardan, algılardan ve fark edilmeden normalleştirilen alışkanlıklardan geliyor. Bugün ateş, sadece yakılan bir odun yığını değil; zihinleri ve kalpleri saran görünmez bir kuşatma hâline gelmiş durumda.

Ravza Zeybek’in kaleme aldığı bu çarpıcı metin, geçmişle bugünü aynı çizgide buluştururken; bize rahatsız edici ama gerekli bir soruyu yeniden sorduruyor: Biz çocuklarımızı hangi ateşe attık ve bu ateşi kim yaktı?

Sanal medya uygulamaları, insanların vakit geçirme oyuncakları hâline geldi. Özellikle kullanıcılarına “Akıllı mı değil mi?” diye sorduracak, “Hadi canım, bu kadar da olmaz” dedirten videoları artık olağan bir şekilde görür olduk. İsim vermek istemem ama amaçlarla araçların yer değiştirdiği bu çağda, amaçsızca kullandığımız teknolojik imkânlar başımıza dert olmaya doğru gidiyor.

Küresel mübtezellerin insanlarla alay ettiği, gizlinin saklının kalmadığı; tek meselenin takipçi sayısı ve beğeni rakamlarına indirgendigi bir dünyadayız. Amaçsız, sevdasız ve davasız toplumların tam ortasında kaldık. Gönlümüzden anlayanlarla bile yanlış anlaşılma korkusuyla aramıza adeta sırat köprüsü kurmaktan çekinir hâle geldik.

Ülkenin en zorlu dönemleri olarak anılan yetmişli ve seksenli yıllarda, gencecik vatan evlatları birbirine kırdırıldı. O yıllarda gençler ideolojik kavgaların içinde savrulurken, oyunu kuranlar olan biteni sadece seyrettiler. Yakın zamanda dönemin aktörlerinden birinin “Bir sağdan bir soldan astık” sözleri, yaşanan vahameti açıkça ortaya koymuştu. Ama meydandaki putları kıracak bir İbrahim çıkmamıştı.

“Biz çocuklarımızı ateşe bir dava için değil, içimizdeki putları kıramadığımız için attık.”

O dönemin gençlerinin sağcısının da solcusunun da bir davası, bir sevdası vardı. Adı sağdı ya da soldu ama bir derdi vardı. Ülkelerini seven, emperyalist güçlere karşı duran; kimi millî, kimi manevi duygularla aynı hedefe farklı yollardan yürüyen insanlar vardı. Ben Dursun Önkuzu’ya yazılan ağıdı da dinledim, Deniz Gezmiş için yazılan şarkıyı da… Ne Müslümanlığım zedelendi ne de millî duygularım eksildi. ABD’ye olan öfkem de dinmedi.

Mahalleleri ayağa kaldıran, tarifsiz evlat acılarına sebep olan küresel güçler bugün bambaşka oyunlarla sadece ülkemizi değil, tüm dünyayı parmaklarında oynatıyor. Gençlerimiz; dayatılan markalar, kıyafetler, yeme içme alışkanlıkları ve dijital bağımlılıklarla küresel bir köleliğe sürükleniyor.

Kendimiz olmamıza izin verilmediği gibi, bağımsız düşünme ve hareket etme kabiliyetimiz de törpülendi. Hürriyetimizi kaybettik. Davalarımız ve sevdalarımız elimizden alındı. Tabletler ve telefonlar aracılığıyla çocuklarımızla aramıza çizdiğimiz kırmızı çizgi her geçen gün daha da derinleşti.

Sahi, bu ateşi ilk kim yakmıştı? Hz. İbrahim, zamanının ateşine karşı nasıl direndi? Döneminin küresel gücüne tek başına meydan okudu. Eğer Hz. İbrahim bu mücadeleyi vermeseydi, zulme karşı “Dur!” deme cesareti kimde olurdu?

“İşini güzel yaparak kendini Allah’a veren ve Allah’ı bir tanıyan dinine tabi olan kimseden daha güzel dine sahip kim olabilir? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.”
(Nisâ Suresi, 125)

O mücadele Hz. İbrahim’i Allah’a dost kılmıştı. Peki, bugün bizim dostumuz var mı?

İbrahimî bir cesaret ve mücadele ortaya koyarsak, Allah bize de dost olur. Hz. İbrahim zahirdeki putları kırdı ki, gelecekte müminler görünür ya da görünmez putlarla karşılaştıklarında korkmasınlar. Görünen putları kırmak kolaydı; asıl zor olan kalplere yerleşmiş putları kırmaktı.

Hz. İbrahim, Nemrut’un ateşine atılacağını bile bile geri durmadı. Çünkü sevdası ve davası olanı ateş yakmazdı; nitekim yakmadı da.

Biz ise çocuklarımızı ateşe kendi ellerimizle attık. Üstelik bir dava uğruna bile değil. İçimizdeki putları kıramadığımız için, o putlara çocuklarımızı ve gençlerimizi kurban ettik.

Haydi, gençleri toplayalım. Biz putları kırmadan bu ateş har olmaz, gül bahçesine dönüşmez.
Ve çocuklar yanarken bize bahar gelmez.

Kategori: Toplum > Aile ve Gençlik

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.