• BIST 100

    11007,37%0,81
  • DOLAR

    42,52% 0,07
  • EURO

    49,55% -0,06
  • GRAM ALTIN

    5743,85% -0,15
  • Ç. ALTIN

    9322,75% 0,27

Abdülkadir Menek


Istanbul Sözlesmesinin Feshi ve Gelecege Ümitle Bakmak


Bilindigi gibi son yillarda kamuoyunda en çok tartisilan konulardan birisi de, kisaca Istanbul Sözlesmesi olarak bilinen ‘’Kadinlara Yönelik Siddet ve Aile Içi Siddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkindaki Avrupa Konseyi Sözlesmesi’’ adini tasiyan belgedir. 

Burada tartisilan esas konu, elbette kadinlara yönelik her türlü siddetin önlenmesi ve bunlara sebep olanlarla gerekli olan mücadelenin yapilmasi degildir. Bu konuda akli basinda olan hiçbir insan ve hele hele hiçbir Müslüman kadinlara yönelik bir siddete, saldirganliga ve haksizliga taraf olamaz ve böyle bir tavri destekleyemez.  

Istanbul sözlesmenin bu kadar tartisilmasinin en önemli sebebi hiç süphesiz ki, dini degerler ve inancimiz üzerine sekillenen ve toplumun saglikli bir sekilde devami için vazgeçilmez kurumlarin basinda gelen aile ile ilgili olarak getirdigi ve toplum vicdaninda yer bulamayan, milli ve manevi degerlerimiz ile bagdasmasi mümkün olmayan hükümlerdir. 

             Yaklasik on yil önce, 11 Mayis 2011 tarihinde imzaya açilan Kadinlara Yönelik Siddet ve Aile Içi Siddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkindaki Avrupa Konseyi Sözlesmesi, 1 Agustos 2014 tarihinde yürürlüge girmistir. Bu sözlesmeye Istanbul adinin verilmesinin sebebi ise, Istanbul’da imzaya açilmis olmasidir. Maalesef bu sözlesmeyi ilk olarak onaylayan ülke, 12 Mart 2012 tarihi itibariyla Türkiye olmustur. 

             Istanbul Sözlesmesini bugüne kadar elli civarinda ülke imzalamistir. Avrupa Konseyi’nin iki kurucu ülkesinden biri olan Almanya bu sözlesmeyi, Türkiye’den alti yil sonra ancak 2018 yilinin Subat ayinda imzalamistir. 

             Bugün ülkemizde tartisilan önemli konulardan birisi de, Istanbul Sözlesmesinin imzalanmasindan sonra, ülkemizde aile üzerinde yasanan tartisma ve spekülasyonlarin artmasi konudur. 

Kadim bir geçmise, caglari asan kültürel ve evrensel degerlere sahip, büyük bir manevi birikim ve inanç temeline sahip olan Türkiye gibi bir ülkenin; Avrupa’nin inanç ve degerlerine göre hazirlanan ve baglayiciligi olan bir sözlesmenin getirdigi çok agir yükü daha fazla kaldirabilmesi mümkün degildi. 

Çünkü  ‘’Toplumsal Cinsiyet Esitligi Projesi’’ iddiasi ile hazirlanan Istanbul Sözlesmesi, pratikte tam aksi uygulamalara sebep olmus ve aile yapisinin büyük oranda zarar görmesi ve tahrip edilmesi gibi istenmeyen bazi sonuçlar vermeye baslamistir.

Bu sözlesmede, “cinsel yönelim” ve “cinsel kimlik” kavramlari ile her türlü cinsel sapkinlik normallestirilmeye ve yasal koruma altina alinmaya çalisilmis, “nikâhsiz” ve “metres hayati” seklindeki birliktelikler aile kabul edilerek zinanin mesru bir hale getirilmesinin yollari açilmistir.

Yine sözlesmede yer alan bazi hükümlerin ve maddelerin, dinimizin kesin olarak yasakladigi ve Kur’an’da açik olarak lanetlenen sapik iliskilere cevaz verecek ifadeler içermesi de, ayrica üzerinde durulmasi gereken çok önemli bir husus olarak dikkat çekmektedir.

Uzun zamandir kamuoyunu mesgul eden, milletimizin inancina, kültürüne, ahlakina ve aile yapisina tamamen aykiri bazi hükümler barindiran Istanbul Sözlesmesinin bir Cumhurbaskanligi Kararnamesi ile feshedilmesi, gelecege dair umutlarimizi daha da canlandirmistir Bu kararla Türkiye Cumhuriyeti, çok hayati ve önemli bir adim atmis, milletimizin duygu ve taleplerine kulak verilmistir

Ayasofya Camisinin zincirlerini parçalayip, bes yüz yil devam eden asli vazifesine döndürerek bu milletin teveccüh ve duasina mazhar olan Cumhurbaskanimiz Recep Tayyip Erdogan, Istanbul Sözlesmesinin feshi ile bu milletin inanç ve hissiyatina bir baska önemli konuda tercüman olmustur.  

Bu manada atilan ve atilacak çok önemli adimlar, maddi ve manevi alanda bu milletin ve bu devletin önünü açacak, insallah belalarin def edilmesine vesile olacagi gibi rahmet ve inayetin de celbine vesile olacaktir. Rabbimizden dua ve ilticamiz budur. 

Biraz geç de olsa bu büyük ve manevi sorumlulugu çok fazla olan böyle agir bir yükten kurtulmus olmak, elbette çok büyük ve takdirleri hak eden önemli bir adimdir. Bu sözlesmenin feshedilmesine tepki gösterenler arasinda, elbette, bu milletin aile yapisinin tamamen tahrip olmasini isteyen bir kesim oldugu gibi, bu büyük tahribatin farkinda olmayan, meseleye sadece kadin haklari ekseninde ve çok dar bir perspektif ile bakanlarin da bulundugunu söylemek gerekir. 

Hatta bu ikinci kisim çok daha büyük bir çogunluk olusturmaktadir. Onlara da meselenin esas özü anlatildigi zaman, meseleye çok daha objektif bir sekilde bakacaklarina süphe yoktur. Ayrica hak ve hakikat noktasinda atilan ve atilacak adimlar karsisinda koparilacak kuru gürültünün hiçbir anlami yoktur ve bu tür davranislar ancak ve ancak azim ve kararliligi artirmalidir.

Bundan sonraki asamalarda, bugüne kadar önemli ölçüde ihmal ettigimiz ve Bati’dan esen seküler, hedonist ve pragmatist firtinalar karsisinda savunmasiz biraktigimiz aile yapimiza daha çok sahip çikarak güçlendirmek ve genç nesillere bu konunun ehemmiyetini en mükemmel bir sekilde anlatmaktir. Çünkü aile yapimizi tahrip olup elimizden çiktigi zaman, geride çok fazla bir varligimiz kalmayacaktir.  

Aile, toplumumuzun en temel ve en önemli kurumudur. Toplumu ayakta tutan ve gelecege tasiyan, karsilikli sevgi, güven, hosgörü ve anlayis üzerine bina edilen ve sekillenen aile yapimizin en temel dinamikleri, dinimizin getirdigi Ilahi hükümler ve kadim manevi yapimizdir. 

Dinimiz, Ilahi hükümler çerçevesinde aileye en büyük önemi vermis, anneleri ve kadinlari ‘’Allah’in bir emaneti’’ olarak kabul etmis, onlari en kâmil manada hak sahibi yapmis, her türlü baski ve siddete karsi muhafaza altina almistir. 

Asirlardir bizi yikmak, dagitmak ve kendilerine baglamak için gayret gösteren, gizli ve açik bazi emeller pesinde kosan Islam düsmani bazi çevreler, milletimizin inanca dayali bu saglam aile yapisini asamadiklari için maksatlarina ulasamamislar ve niyetlerinin aksiyle tokat yemislerdir. 

Milletimiz asirlardan beridir, bütün zorluk ve sikintilari; aileden kaynaklanan karsilikli sevgi, hürmet ve dayanisma duygulari ile asmasini bilmis, önüne konan bütün tuzaklari bu suur ve inanç ile bertaraf ederek bugünlere gelmistir.  

Geleneksel yapimiz, inançlarimiz ve manevi degerlerimiz, aileyi her zaman mukaddes bir kurum olarak görmüs, kadinlara da sevgi, saygi ve sefkat nazarlari ile bakarak daima el üstünde tutmustur. 

Kadinlara yönelik olarak meydana gelen saldiri ve siddet olaylarinin en büyük ve esasli sebebi, manevi degerlerimiz ve inancimiz konusunda yasanan asinma ve maalesef kopuslardir. Kadini ve aileyi korumanin en esas en dogru yolu, manevi degerlerine ve dini inançlarina çok daha suurlu bir sekilde bagli olan bir nesil yetistirmektir. Biz bunu basardigimiz ölçüde, bu tür saldiri olaylari, siddet ve haksizliklar azalacak ve toplum için bir problem olmaktan çikacaktir.    

Istanbul Sözlesmesinin feshedilmesinden sonra, buna bagli olarak yapilan diger bazi hukuki degisikliklerin de vakit geçirilmeden yeniden ele alinmasi gerekir. 6284 Sayili Aileyi Koruma Yasasi’nda bulunan ve bu sözlesme mantigina göre düzenlenen maddelerin de yeniden gözden geçirilmesi önemli bir zaruret olarak önümüzde durmaktadir. Kadinin beyaninin esas alinmasi ve haksiz nafaka uygulamalari gibi hususlar ile büyük magduriyetlere yol açan hükümlerin vakit geçirilmeden, adil bir düzenleme ile vicdani bir çerçeveye oturtulmasi gerekir.

Yüce dinimizin Ilahi ahkâmi, milletimizin kadim kültürü ve büyük tarihi potansiyeli ile gelecege olan inanci, her türlü ayrimcilik ve haksizliga karsi çikacak, bunlara dur diyebilecek ve bu tür problemlere çözüm getirebilecek düzenlemeleri yapmaya ehil ve muktedirdir. 

Kökü yabanci olan ve milletimizin deger ve inançlari ile asla bagdasmayan belge ve sözlesmelere ihtiyacimiz yoktur. Kendi irade ve inisiyatimiz ile her türlü toplumsal ayrimcilik ve problemi çözebilecek irade ve potansiyelimizi canli tutmali ve gerektigi zamanlarda harekete geçirmesini bilmeliyiz. 

Gelecegin büyük ve güçlü Türkiye’si olmak için böyle bir durus ve dirilise hep beraber mecburuz ve muhtaciz. 

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.