• BIST 100

    16193,56%0,17
  • DOLAR

    44,09% 0,06
  • EURO

    50,88% -0,06
  • GRAM ALTIN

    7313,83% -0,30
  • Ç. ALTIN

    11826,62% 0,00

M.Nuri Bingöl


Üstat Nursi ve "Müstagni Siyaset"


“Bediüzzaman’in Istanbul’da hayati, bir derece siyasîdir. Siyaset yoluyla Islâmiyete hizmet edilecek, diye kanaat besliyordu. Siyasî hayata karismasi, Islâmiyete hizmet askinin bir neticesi idi. Daima hürriyet taraftari idi. Gördügü haksizliklardan dolayi Jön Türklere daima muhalefette bulunarak:

–Siz dini incittiniz, Gayretullaha dokundunuz, seriati tezyif ettiniz; neticesi vahim olacaktir, diye izhar-i muhalefetten çekinmiyordu.
Hürriyetten sonra mücahid arkadaslariyla beraber Ittihad-i Muhammedî (A.S.M.) Cemiyetini kurmuslar, cemiyet pek kisa bir zamanda inkisafa baslamis, hattâ Bediüzzaman’in bir makalesiyle Adapazari ve Izmit havalisinde elli bin kisi cemiyete dahil olmustu. “

Üstad SAID Nursi'nin tashihinden geçmis Tarihçe-i Hayat’tan alinan satirlar, onun bu hayat safhasina bakip , sonraki hayatinda "E'UZU billahiminisseytani vessiyaset" deyisinden dolayi Hazret’e “istikrarsiz” mis seklinde bakmayi gerektirmez.

"Hürriyeti sû-i tefsir etmemek ve mesrutiyeti mesrutiyet-i mesrûa olarak kabul etmek lâzim geldigini ileri sürerek bu hususta dinî gazetelerde makaleler nesrediyor ve hitabelerde bulunuyordu. Bu makale ve hitabeleri, emsalsiz denecek kadar belig ve mukni idi. Ehl-i ilim ve ehl-i siyaset, Said Nursî’nin bu yazilarindan ve derslerinden çok istifade etmislerdir. O zamandaki intibah-i millîyi, Anadolu ve Asya’nin saadet-i dünyeviyesinin fecr-i sâdiki olarak müjde veriyor, fakat elden kaçmamasi için evâmir-i Ser’iyyeyi çabuk imtisal etmenin zarurî oldugunu ileri sürüyordu. “Eger mesrutiyeti hürriyet-i ser’iyye ile kabul etmezsek ve öyle tatbik edilmezse, elimizden kaçacak, müstebid bir idareye yerini terkedecek” diye ihtar ediyordu.” ( Tarihçe-i Hayat, 54-55)

Yukarida izah edilen hayat safhasi ile Üstad’in daha sonraki bazi izahlari – ilk bakista- bize tezat gibi görünse de satirlara daha dikkatli bir bakis meseleyi bedihi hale getirmektedir. Bu izahlardan biri bu:
“On üç senedenberi siyasetten çekildim; hattâ bu yirmi bayramdir, bir – ikisinden baska umumlarinda, bu gurbette, kendi odamda yalniz mahpus gibi geçirdim; tâ ki siyasete bulasmam tevehhüm edilmesin. Hükûmetin islerine ilismedigime ve karismak istemedigime delâlet eden:

Birinci Delil: On üç senedir, siyaset lisani olan gazeteleri bu müddet zarfinda hiç okumadigim dokuz sene oturdugum Barla köyünde, dokuz ay ikamet ettigim Isparta’da dostlarim biliyorlar. Yalniz; Isparta tevkifhanesinde, gayet insafsiz bir gazetecinin, dinsizcesine, Risale-i Nur’un talebelerine hücumunun bir fikrasi, istemedigim halde kulagima girdi.” ( Age. 220)

Bu nevi ifadeleri yanyana getirince, Seyh Bahid tarafindan “Bu feraset ancak Bediüzzaman’a hastir.” diye taltif edilen Üstad, sanki daha önce siyasete girmis de, daha sonra “iman hizmeti”ne baslamis gibi bir zan meydana geliyor. Meselenin hiç de öyle olmadigi, hayat safhalarindaki “müstagni” hal görülünce daha iyi anlasiliyor.

Hem Jön Türklere, hem Ittihad ve Terakkiye, hem Ittihad-i Muhammedî Cemiyetine, hem Ahrarlara “istikamet” vermek için elbette onlarla temas kurmak gerekecekti ve buna da – alisilmis manasiyla- “siyaset” demek mümkün degildir. Elbette ki “siyaset-i âliye” denilen Kur’an Hizmeti’nden bahsetmiyoruz; bugünkü siyasetin geregi, “menfaat üzerine” dönmesidir. “Hakikatdarlik”tan fersah fersah uzaklasmis bir zihniyetin “hak üzerine” dönen bir siyasi anlayisa geçit vermeyecegi de tecrübelerle kat’idir. Degisik zamanlarda “rahmet-i Ilahiye” ile meselenin baska bir kalip almayacagini kimse iddia edemez ama…

“Hâl ve istirahatimi ve vesika için adem-i müracaatimi ve hâl-i âlem siyasetine karsi lâkaydligimi pek çok soruyorsunuz. Su sualleriniz çok tekerrür ettiginden, hem manen de benden soruldugundan; su üç suale, Yeni Said degil, belki Eski Said lisaniyla cevab vermege mecbur oldum.

Birinci Sualiniz: Istirahatin nasil? Hâlin nedir?
Elcevab: Cenab-i Erhamürrâhimîn’e yüzbin sükür ediyorum ki; ehl-i dünyanin bana ettigi enva’-i zulmü, enva’-i rahmete çevirdi. Söyle ki:
Siyaseti terk ve dünyadan tecerrüd ederek bir dagin magarasinda âhireti düsünmekte iken, ehl-i dünya zulmen beni oradan çikarip nefyettiler. Hâlik-i Rahîm ve Hakîm o nefyi bana bir rahmete çevirdi. Emniyetsiz ve ihlasi bozacak esbaba maruz o dagdaki inzivayi; emniyetli, ihlasli Barla Daglarindaki halvete çevirdi. Rusya’da esarette iken niyet ettim ve niyaz ettim ki, âhir ömrümde bir magaraya çekileyim. Erhamürrâhimîn bana Barla’yi o magara yapti, magara faidesini verdi. Fakat sikintili magara zahmetini, zaîf vücuduma yüklemedi. Yalniz Barla’da, iki-üç adamda bir vehhamlik vardi. O vehhamlik sebebiyle bana eziyet verildi. Hattâ o dostlarim, güya istirahatimi düsünüyorlar. Halbuki o vehhamlik sebebiyle hem kalbime, hem Kur’anin hizmetine zarar verdiler.” ( Mektubat, 46)

Yukaridaki metindeki “hal-i alem siyaseti” tabiri meseleyi daha da açiyor. Demek ki Üstad’in Eski Said devrindeki içtimai faaliyeti ile 1920’den sonraki “müstagni” tavri esnasindaki bahsettigi “siyaset” mefhumu ayni manayi ifade etmiyor.

Bilindigi gibi “hal-i alem”, alemin simdiki hali demektir. 16. Mektuptaki “hal-i hazir Hristiyanlik” tabirinden, Islami istilahtaki “hakiki” ehl-i kitabin kastedilmedigi gibi…

Risale-i Nur Müellif-i Muhterem’in 1. Sua’da izah ettigi gibi “kismen ilham” olduguna göre, kullanilan kelimelere “ yaralanmis ve asimile edilmis” kendi “kafa feneri”mizle mana vermeye kalkinca, “Allâme” sifatina tam layik bulunmus “Müceddid-i Zaman”a “bühtan-i azim” yapmis oluyoruz; aman dikkat!

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.