Evren ayetindeki Rabbimizin fiilleri (Rububiyeti) üzerinden, Allah'in sifat ve isimlerinin delilleri
Tabiat araciligiyla bize sunulan yiyecek ve içecekler, yalnizca birkaç çesit olabilirdi. Ayrica bu gidalar, bu denli lezzetli olmayabilirdi ve sagligimiz için bu kadar çok faydali olmayabilirdi. Buna ragmen yine de yasamimiza devam edebilirdik. Bu nimetlerde sahid oldugumuz merhamet, hikmet ve adalet (düzen), ancak kudretli bir iradenin tecelli etmesi sonucu olusabilir. Dolayisiyla, üzerinde merhamet, hikmet ve adaletin (düzenin) baskin olduguna sahid oldugumuz birbirinden lezzetli pek çok çesit yiyecek ve içecek, "zorunluluk" sonucu olusamaz.
En uygun ve ideal biçimde yasayabilmemiz adina ihtiyacimiz olan hersey, sonsuz ihtimalde bir ihtimalle her zaman adalet (düzen), hikmet ve merhametle var ediliyor. Bu durum, evrene müdahil bir askin varliga ait irade sifatinin, Er-Rahman (çok merhamet sahibi), El-Hakim (her isi hikmetli) , El-Adl (her seyi yerli yerine koyan) ismiyle tecelli ettiginin bir göstergesidir. Her nimette sahid olunan düzen, lütuf, sefkat, merhamet ve hikmetin bir ilimle tecelli etmesi, ancak bir irade sonucu gerçeklesir.
Bu bilgiler sayesinde, mutlak olarak "zorunluluk" ve "nedensellik" ilkesiyle varligin her daim olustuguna dair bir inancin, akleden bir kalp ile ters düstügü anlasilir.
Ayni sartlarda 1000 kere deney yapsak, 1000. kez ayni sonuç çikiyor. 1001. deneyde de ayni sonuç çikacagina inaniliyor. Bu inancin sebebi, deneylerin süreciyle ilgili geçmiste yapilan gözlemlerdir. Bilimin yaptigi aslinda, neden-sonuç iliskisini ayrintili gözlemlemektir. Fakat geçmisteki ve günümüzdeki bilimsel gözlemler, bir deneydeki neden-sonuç iliskisinde yer alan "neden"e neyin etki ettigini açiklayamiyor. Buna "nedensellik sorunu" diyoruz.
Natüralist felsefe inancina sahip kimseler, sonuca etki edenin yalnizca gözlemlenen "neden"in oldugunu belirtiyor. Bilimin içine sokusturulmus natüralist felsefe, bu inancini bilim kilifi altinda objektiflik olarak sunuyor. Fakat bilimin yaptigi yalnizca süreçleri gözlemlemektir. Süreçleri gözlemlerken, sonuçtan önce geldigini gördügümüz "neden"e neyin etki edip, etmedigi laboratuvarda deneye tabi tutulmus degildir.
Dolayisiyla sonuca etki edenin sadece" neden" oldugunu söylemekte, bir Yaratici oldugunu söylemekte bir inançtir. Bilimsel olarak neden-sonuç süreçlerinin gözlemlenmesi sonrasinda yapilan her yorum bir inançtir.
Neden-sonuç iliskileri varligi olusturan degil, sadece varligin isleyisini anlamamizi saglayan bir süreçtir.
Imam Gazali, "nedensellik sorunu" üzerine düsünmüs ve çok zekice bir yorum yapmistir. Naturalistler, "nedensellik" üzerine olan inançlarini bilimin içine sokusturarak bile, Gazali'nin bu yorumuna bir cevap veremiyor. Gazali'nin, "nedensellik" konusundaki ates ve pamuk örnegi meshurdur. Gazali, bir atesle pamugu yaktigimizda, pamugun yanmasindaki nedenin ates oldugunu söylemenin bir yanilma oldugunu vurgular. Çünkü gözlemci birinin yaptigi sadece süreci gözlemlemektir.
Gazali, ates ve pamuk örnegindeki yanilmayi, esek örnegiyle izah etmeye çalisir… Diyelim ki, iki esek bir yere bagli duruyor. Her gün ilk esege biri binip onu götürdükten bir müddet sonra, ikinci kisi diger esege biniyor ve ikinci esegi götürüyor. Bir gözlemci her gün gözlemledigi bu deneyimlerine dayanarak, ikinci esegin hareket edebilmesi için önce birinci esek hareket etmelidir, sonucuna varir.
Ikinci esek, ilk esegin ilerlemesine bagli olmadan ilerleyebilir ama gözlemcinin süreci gözlemlemesine göre ikinci esegin ilerlemesinin tek nedeni, birinci esegin ilerlemesi oluyor. "Nedensellik" bundan dolayi hiçbir zaman açiklanamaz. Bir seyi 1000 kere gözlemlememiz sonucunda, 1001. kez de ayni seyin olacagina inanilir. Ama 1001. kez ayni sey olmayabilir. Her daim beyaz kugular görmemiz, siyah kugunun hiç var olmayacagi anlamina gelmez.
Ayrica 1001. deneyde, bir önceki deneydeki gibi yine ayni sonucun çikacagini varsaymak, evrende bir düzenin var oldugu hususunda bir inançtir. Natüralist felsefe, bir düzen oldugu varsayimiyla (inanciyla) bilim yapilabilecegini belirtir. Evrenin tamaminda düzen olup olmadigina bakilamadigindan, bir düzen oldugu varsayilir. Bu, inancin bir konusudur. Ayrica natüralist felsefede, evrenin gerçek oldugu varsayilarak (inanilarak), bilim yapilabilecegi belirtilir. Bu da bir inanç konusudur. Natüralist felsefenin bu gibi inançlarla bilim yapilabileceginden bahsediyor oldugu, pek çok Ateist tarafindan bilinmiyor.
Bilimsel verilere göre insan gözü sinirlidir. Mikroorganizmalar ve atomlari, çiplak gözle göremeyiz. Evrenin ucak bucak kösesinde ve evrenin ötesinde nelerin var oldugunu görmüyor olusumuz da, gözümüzün sinirli olmasiyla ilgilidir. Evrende göremedigimiz pek çok galaksinin var olduguna, yine de inaniriz.
Her daim evrene müdahale eden bir varligin hakikaten var oldugunu görmüyor olusumuz, gözümüzün aciz ve sinirli olusuyla yani bizim aciz olusumuzla ilgili bir durumdur. Görmesekte gerçeklesen fiillerden faili anlayabiliriz. Maddi gözümüzün erisemedigi yere akil gözüyle erismeye çalisarak, sorularimizin cevaplarini bulmaya çalisiriz. Zaten bu sayede bilim yapabiliriz.
Evrendeki her yeni faaliyette bir amaç ve hikmet olduguna göre "nedensellik" silsilesi hikmet sahibi bir yaraticiya kadar varir. Her sey birbirinin nedeniyse, "nedensellik" tabiati geregi bir ilk nedene ihtiyaç duyar. Bu da zorunlu varliga isaret eder.
Bir yazilimci, sistemli çalisan bir yazilimda bile, yapilacak her bir yeni is için yeni bir kod yaziyor. Kodlarin (nedenlerin), yapilacak bazi yeni isler için bazi kurallara göre devamli yaziliyor olmasi; cani, ilmi, iradesi, kudreti olan ve her zaman faal bir yazilimciya isaret eder. Akli ve bilimi referans aldigini söyleyen, evrenin ve insanin yaratildiktan sonra basibos birakildigina inanan Deistlerin, bu gibi izahatlar karsisinda bir karar vermesi gerekir.
Evrendeki isleyisin her an devam ettirilerek, DNA'lari farkli olan ve birbirine benzemeyen varliklarin her daim var edilmesi, yazilimci örnegindeki gibi nedenlere müdahil olunduguna isarettir. Yazilimda yer alan cansiz, ilimsiz, kudretsiz kodlar (nedenler), ilim ve hikmetle bir yazilimi var edemedigi gibi, evrendeki her an var olan degisiklikleri; cansiz, ilimsiz, kudretsiz olan tabiat, yasalar ve sebepler de bir ilim ve hikmetle var edemez. O zaman her ana müdahil bir Yaratici olmak zorundadir.
Evrendeki her seyin bir amaci ve hikmeti olmasina ragmen, insanin var edilmesinde bir amaç olmamasi, (hasa) hikmetsiz bir is olurdu. Sonsuz hikmet, kudret, ilim, merhamet, irade sahibi oldugunu, yarattiklari üzerinden gözlemleyebildigimiz Yaratici, insani amaçsiz ve hikmetsiz bir gayeyle yaratmaz. Çünkü (hasa) sonsuz hikmet sahibi olmasina ragmen hikmetsiz bir is yaptigini hiçbir insana düsündürtmek istemez. Noksanliklardan münezzeh olduguna sahid oldugumuz Yaraticiya hikmetsizlik yakistirilamaz. Yaraticiya inanan bir Deistin bu hakikatler karsisinda düsünerek, bu delilleri referans alarak yasamayi tercih etmesi elzemdir.
Evren göremiyor, duyamiyor, akledemiyor, konusamiyor, irade edemiyor, ilim ögrenemiyor ama insan bunlari yapabiliyor. Saheser olan insan, küçücük haliyle evrene göre daha üstün sanatli yaratilmis, evrene göre daha kiymet verilerek yaratilmistir. Böyle bir kiymet verilerek yaratilan insanin, basibos birakilmasi mümkün mü? Göklere ve yere bir bakalim, amaçsiz mi yaratilmis?
Zerreden küreye herseyin bir görevi ve amaci varken, yasamin sürekliligi için her daim devam ettirilen gerekli sayisiz faaliyet adedince masraf yapilmis insanin, toprak olmak için yaratilmis olmasi, sonsuz hikmete ve merhamete sigar mi? Ayrica, insanlarin yaptigi iyi islere mükafat ve kendilerine karsi islenen suçlara ceza verilmeden, bir daha diriltilmemek üzere toprak olmalari, sonsuz merhamet ve adalet sahibine yarasir mi?
Inek yemyesil ot yiyor, karnindaki kan ve fiskinin arasindan karismadan çikan, içenlere lezzet veren ve bogazdan kolay geçen bembeyaz süt çikiyor. Sütün mucizevi bir sekilde merhamet, ilim, hikmet, kudret ile yaratilmasi söz konusudur. Her gün bu gibi yeni yaratilmalara sahid olunuyor. Deistler bu gibi yaratilmalari, tabiattaki kurulmus düzene ait bazi yasalara ve sebeplere vererek, kainatin kurulmus bir saat gibi çalistigina inaniyor. Kainattaki atomlar adedince ilahin oldugunu kabul etmek anlamina geliyor.
Arilar dogar dogmaz bal yapmaya basliyor. Arilar dogduktan hemen sonra bal yapacagini ve kovandaki kademesini anliyor. Isçi ari ve Kraliçe ari görevinin ne oldugu anlayabiliyor. Arilar faal bir biçimde, ayni karindan karistirmadan ayri ayri zehir ve bal yapiyor. Arilar hiç durmadan, yorulmadan bir amaca yönelik çalisiyor. Yapilan bilimsel arastirmalara göre, sonradan ögrenilen bu gibi bilgiler DNA'ya kalitimsal olarak geçmez. Bu durum, ariya bir emirle vahyedildiginin delilidir. Ariyla kelam sifatiyla bu sekilde konusan Yaratici, mahlukatin en sereflisi, en kiymetlisi ve kainatin hizmet ettirildigi insanla mi konusmayacak?
Insanda konusma özelligi ve hayvanlarin kendi arasinda iletisim kurabilme özelligi olduguna göre, onlara bu özelligi veren Yaraticinin da iletisime geçmek adina, bilemeyecegimiz bir sekilde konusma (kelam) sifatinin oldugunu anlariz. Iletisime geçebilme ve konusabilme özelligini verebilen, elbette bilemeyecegimiz bir mahiyette konusabilecek güçtedir.
Konusabilen, akledebilen, ilimli bir insan olarak gönderdigi peygamberler ve kitaplar araciligiyla Yaraticinin konusmamasi mümkün mü? Arilar gibi canli-cansiz diger varliklar, kendilerine vahyederek konusan Yaraticinin ilahi emrini dinleyerek, görevlerini yerine getiriyor. O zaman insanogluyla da vahiyle konusulmasi sasirtici olmamalidir. Gören göz, isiten kulak, düsünebilen akil, tercih edebilen irade ve konusan dil verilerek, evrene kiyasla bu denli kiymet verilerek yaratilmis ve evrenin hizmet ettigi insana, Yaraticinin kendini tanitip, emirleriyle konusmamasi hiç düsünülebilir mi?
