Islam toplumunda ve müminler arasinda sosyal huzurun ve toplumsal dayanismanin yolu muhabbetten geçer. ‘’
Müminler ancak kardestir’’ ilahi hükmünün ifade ettigi mananin esasi, sevgi ve buna bagli olarak ortaya çikacak sosyal huzur oldugu konusunda bir süphe olmayacagi düsüncesindeyim.
Islam toplumunun olmazsa olmazlarinin basinda ‘’muhabbet’’ gelmektedir. Müminler, imanlarinin geregi olarak birbirlerini sevmek zorundadirlar. Bu sevgi, toplumsal hayatin her asamasi için geçerlidir.
‘’Mümin, mümin kardesini sever ve sevmeli. Fenaligi için ise yalnizca acir.’’ Yanlis yapan, hatta kendisine bile zarar veren mümin için islah temennisinde bulunur.
Islam toplumlarinda huzur, baris, kardeslik ve karsilikli güven duygulari ancak muhabbetin kâmil manada müminlerin kalplerine yerlesmesi ile mümkün olacaktir. Böyle bir toplumda fertler ‘’birbirlerini Allah için sevmek’’ siari çerçevesinde hareket edecegi için, bu muhabbet duygularini hiçbir menfaat kaygisi zedelemeyecektir.
‘’Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur’’ diyen Bediüzzaman, Müslümanlarin bütün enerjilerini kardeslik ve muhabbete harcamalari gerektigini gayet veciz bir surette ifade etmektedir.
Osmanli Devleti, egemen oldugu bütün toplumlara ‘’muhabbet’’ ile yaklasmis ve Islamiyet’ten kaynaklanan bu hassasiyetin sonucu olarak bütün vatandaslarina esit ve adil davranmak için büyük bir çaba göstermistir. Bu cihan devletinin alti yüz sene süren bir büyük devlet kurmasinin sirri, iste bu esitlik ve adalet ile taçlanan uygulamalarinda yatmaktadir.
Çesitli faktörlerin devreye girmesi sonucu bu uygulamalarin yer yer kesintiye ugramasi ve zedelenmesi ile birlikte ortaya çikan irkçi tahrikler, isyanlari da beraber getirmis ve bu büyük cihan devletinin mukadder sonunu hazirlamistir.
Özellikle Islam dünyasinda bu gerileme ile birlikte fitne ve husumet tohumlari ekilmis, özellikle Ingilizler, ayrilik ve irkçilik düsüncesinin Müslümanlar arasinda uyanmasi için çok özel bir gayret göstermislerdir. Islam dünyasinin parçalanmasi, onlarca yapay, zayif ve irade zaafi içinde olan devletin ortaya çikmasi ile neticelenmistir.
Islam düsmanlari Müslümanlar arasinda husumet, nifak ve haset duygularini yerlestirmek için çok büyük gayretler göstermislerdir. Son yüzyilda Islam Âleminde yasanmis ve halen de birçok yerde yasanan savas, düsmanlik ve birbirine mesafeli durma politikalarinin temelinde Islam düsmani gayretlerin yattigi konusunda süphe bulunmamalidir.
Birbirinden uzaklasan ve yabancilasan Islam toplumlari, bu yönlendirme ve tahriklerin neticesinde Bati ülkelerine yanasmis ve birçogu adeta onlarin kontrolü altina girmistir.
Müslümanlar arasinda muhabbetin ortadan kaldirilmasi ve düsmanlik duygularinin yerlestirilmesi için, kullanilan silahlarin en dehsetlisi ‘’irkçilik’’ illetidir. Osmanli Devleti’nin son yillarinda taraftar bulmaya baslayan menfi milliyet fikri, koca devletin adim adim parçalanmaya gitme sürecini hizlandirmistir.
Osmanli Devleti’nin son yillarinda yönetimi ele geçiren Ittihat ve Terakki zihniyeti, bu menfi düsüncelere çanak tutan uygulamalari ile çok kisa bir süre içerisinde büyük bir felakete zemin hazirlamistir.
Bu menhus zihniyetin tesvikçileri, Islam Âleminde bu büyük devletin itibarini düsürmek için çok yogun propagandalara girismisler ve ‘’Lawrance’’ eksenli nifak hareketleri için maddi-manevi her türlü gayreti göstermekten çekinmemislerdir.
Ne yazik ki, bu menfi düsünceler etkili bazi sahislar merkez alinarak yogunluk kazanmis, bu sahislar araciligiyla Müslümanlar adeta birbirine yabanci ve düsman haline getirilmistir.
Ittihat ve Terakki zihniyetinin fikri uzantisinin Osmanli Devleti’nden sonra kurulan Cumhuriyet yönetiminde egemen olmasi sonucu, Islam Âleminden uzaklasmaya dayali ve irkçilik üzerine bina edilen politikalar devlet yönetimine hâkim olmustur.
Bu zihniyet degisimi içte çok kanli ve trajik uygulamalari beraberinde getirmis, tek irk esasina dayanan bir ‘’ulus devlet’’ projesinin uygulanmasi ve yerlestirilmesi için anti demokratik her yola tevessül edilmesini netice vermistir.
Seyh Said, Dersim ve Menemen hadiseleri ile birlikte yasanan onlarca dramatik olayda bu projenin önünde engel olabilecek bütün güçler bertaraf edilmeye çalisilmis, çok büyük kiyim ve sürgün olaylari yasanmistir. Çikarilan tehcir ve iskân kanunlari, tesis edilen Istiklal Mahkemeleri, Milli Egitim’de egemen kilinan zihniyet ve müfredat ile bu amaca hizmet edilmis, ülke adeta ‘’tek sesin’’ egemen oldugu ve sesini yükselterek istedigi her düsünceyi uygulama alanina koydugu bir arenaya dönüstürülmüstür.
Bu meyanda Islam âlemi ile iplerin koparilmasi için sistematik çalismalar yapilmis, Araplarla yakin olmanin, ülkenin gelisimi önünde en büyük engel oldugu düsüncesi yayilmaya çalisilmistir.
Bazi yazar ve sairlere bu çerçevede eserler yazdirilmis, bunlar Milli Egitimin müfredatin içine yerlestirilerek bütün millete empoze etmenin yollari aranmistir. ‘’Ne Sam’in sekeri, ne Arabin yüzü’’ sözü çok sik bir sekilde kullanilmis, ‘’Ne örümcek, ne yosun; ne mucize ne füsun; Kâbe Arabin olsun; Çankaya bize yeter’’ denilerek irkçilik düsüncesi sinsice Islam düsmanligi ile birlikte asilanmaya çalisilmistir.
Islam dünyasinin yüzyillarca bir ve beraber yasamasinin bir garantisi hükmünde olan ve bu vazifeyi büyük bir seref ile tasiyan Osmanli Devleti’nin bakiyesi üzerinde kurulan Cumhuriyet hükümetinin bu kardes ülkelerle yüzyillarca açik olan kapilari bütünüyle kapatmasi ve yönünü tam anlamiyla batiya çevirmesi sonucu, çok farkli mülahazalar ve düsünceler ortaya çikmistir.
Herkes kendi basinin çaresine bakmaya baslamis, ancak bu konudaki tecrübe eksikligi ve güvensizlik duygulari, Islam ülkelerini Bati dünyasinin eline bakar hale getirmistir.
Çok sükür son yillarda, Islam ülkeleri arasinda çok önemli yakinlasma ve isbirligi adimlari atilmis, geçmiste dayatilan birçok önemli problem, belirli oranlarda çözüm yoluna girmeye baslamistir.
Fakat zaman zaman, bu yakinligi bozmak ve araya fitne tohumlari ekmek için sahneye bazi senaryolarin kondugunu ve kismen basarili olduklarini da görüyoruz. Suudi gazeteci Cemal Kasikçi’nin katledilmesi, bu meyanda önemli bir provokasyon olarak ifade edilebilir.
Demek ki, karsilikli güven duygusu ve iman kardesliginin tam olarak tesis edilmesi için atilmasi gereken çok önemli bazi adimlar var ve bunlarin en kisa sürede gerçeklesmesini temenni ediyoruz.
‘’Bu zamanin en büyük farz vazifesi ittihad-i Islâmdir… Bu ittihadin mesrebi muhabbettir. Husumeti ise, cehalet ve zaruret ve nifakadir’’ diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, meselenin esas olarak hal edilecegi noktayi çok güzel bir sekilde ifade etmektedir.
Temenni ve duamiz, bu büyük ve cihansümul ittihada bir an önce hep beraber ulasmamizdir. Bu ittihadi tam olarak tesis ettikten sonra, ondan sonraki adimlar çok daha kolay olacaktir.
