• BIST 100

    16123,08%-2,79
  • DOLAR

    43,95% 0,04
  • EURO

    51,44% 0,05
  • GRAM ALTIN

    7586,79% 0,69
  • Ç. ALTIN

    12213,23% 0,00

M.Nuri Bingöl


Ehli Sünnet Cemaati Itikadi


Geçende Endonezya’dan kesin dönüs yapan ve G.Antep’e yerlesen yegenim ve hanimi ziyaretime gelmisti. Sohbet arasinda:

“Allah imtihan için bizleri ve bütün evreni yaratmadan önce neyle mesguldü?” seklinde sünnet itikadina zit bir sual sordu.

Dilimin döndügünce mevzuyu izaha çalistim. Ahed ve Samed olan Allah’in kendi yarattigi zamanin içinde olmadigi için, ilk yaratilistan kiyamete kadar olan bütün hadiseleri ayni anda “nazar-i kudsisinde müsahede” ettigini selef alimleri bize bildirmisler manasini ön plana çikardim.

O an düsümdüm ki çok insan inandigini KABULLENSE de Kur’an – Hadis inancindan çok çok uzak düsürülmüs maalesef. Bunun sebepleri sayilamayacak kadar çoktur. 

Simdi onlara temas etmeyecegim ama geçerli iman meselesi mühim bir  husustur. Çünkü Imam Maturidi, taklit ve cemiyet baskisiyla olusmus bir imanin kabul edilebilecegini buyurmus ama Imam Es’ari tahkiki imanin -ancak- kabul edilecegi kanaatindadir; en azindan bir hadis ve ayetle; tefekkürü bir misalle olsa bile...

Bediüzzaman Said Nursi’nin “… ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet” mezhebi diye buyurdugu mefhum, bazi inanç özellikleri üzerine bina edilmistir.

Iman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret. Tek basina yapilan dille ikrar etmek tahkiki imani ifade etmez. Çünkü tek basinda "ikrar" iman addedilseydi münafiklarin tamami mümin sayilmaliydi.

Sadece kalbin “idrak tasdiki” de iman hâli sayilmaz. Eger bu durum tek basina kâfi olsaydi, Ehli Kitab’in tamami mümin sayilmaliydi. Halbuki Allah (CC) dilleriyle ikrar eden münafiklar hakkinda söyle buyuruyor:

“Allah o münafiklarin hiç süphesiz yalancilar olduklarina sahadet eder. (Münafikun, 1) Ehli Kitap hakkinda ise varit olan ayet söyle:

“Kendilerine kitap verdiklerimiz Peygamberi ogullarini tanidiklari gibi tanirlar.”(Bakara, 146) Ne var ki bunu kabullenip dilleriyle ikrar etmezler.

Iman ne artar ne de eksilir. Çünkü imanin azalmasi ancak küfrün artmasi ile; artmasi da küfrün azalmasi ile tasavvur edilebilir. Bu durumda, bir kisinin ayni anda hem mümin, hem de kâfir olmasi gerekir ki bunun mantiksizligini Nur Üstad su beyaniyla ifade eder: “Iman ile küfrün ortasi yoktur.” (Emirdag Lahikasi, c:2)

Imanda süphe olmaz. Tipki küfürde olmadigi gibi. Bu baglamda Cenab-i Hakk söyle buyurmaktadir: “Iste onlar gerçekten mümindirler.”[Enfal, 4] ve “Iste onlar gerçekten kafirdirler.”[Nisa, 4] Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmet kadrosuna dâhil olan günahkarlarin tamami gerçekten mümindir, kafir degillerdir.

Amel imandan ayri, iman da amelden farklidir. Söyle ki, amel mükellefiyetinin mü’minden kalktigi birçok zaman vardir. Fakat bu durumda imanin ondan gittigi söylenebilir mi?

Iman’in amelden farkli oldugunu daha iyi anlamak için söyle bir örnek verebiliriz: “Fakirlerin zekat vermesi gerekli degildir.” Bu “Fakirlerin iman etmesi zorunlu degildir.” demek midir?

Hayir ve serrin takdiri Allah’tandir. Eger birisi hayir ve serrin takdirinin Allah’tan baskasina ait oldugunu iddia ederse O’nu (c.c.) inkar etmis olur. O kisinin tevhit inanci da batila sapar…

Rabbimizin dilemesi, muhabbeti, rizasi, takdiri, pürüzsüz yaratmasi ve “Levh-i Mahfuz”da yazmasi ile olur. Masiyet de Allah’in muhabbeti, rizasi, muvaffak kilmasi olmaksizin dilemesi, kazasi, takdiri, hosnutsuzlugu, ilmi ve “Levh-i Mahfuz”da yazmasi ile gerçeklesir.

Allah hiç bir seye muhtaç olmaksizin arsi ve ondan baska seyleri korur. Eger kendinden baska yaratiklara, zaman ve mekana muhtaç olsaydi, kainati yaratmaya ve idare etmeye kadir olamazdi.

Kur’an-i Kerim Allah’in yaratilmayan (gayr-i mahluk) ezeli kelami, vahyi ve tedricen indirdigi Kitabidir. O, ne zatinin aynidir, ne de degildir. Bilakis o, gerçek sifatidir. Kur’an Mushaflarda yazilan, dillerde okunan kalplerde mekan edinmeksizin korunan kelamdir. Yazilar, harfler, kelimeler ve ayetler insanlarin anlamak için onlara ihtiyaç duydugu Kur’an’a delalet eden seylerdir.

Allah Teala’nin kelami zati ile kaimdir. Manasi ise, söz konusu maddi yazilarla anlasilir. Kim Allah’in kelami mahluktur derse kafir olur. Allah Teala kesintisiz bütün zamanlarda ibadet edilendir. Kelami ise ondan ayrilmaksizin okunan, yazilan ve kalplerde korunandir.

Allah Resulü’nden (s.a.v.) sonra bu ümmetin en üstünü Ebu Bekr-i Siddik, sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali dir (r. anhum). Bu üstünlük siralamasina isaret eden ayette Allah Teala söyle buyurmaktadir:

“(Iman ve amelde) öne geçenler (Ahirette de) öne geçenlerdir. Iste onlar (Allah’a) yaklastirilmis kimselerdir. Onlar naim cennetlerindedir.”[Vakia, 10-12] 

Hayirda önde olanlar Allah katinda da en üstün olanlardir. Onlari, müttaki her mümin sever; asi münafiklarsa onlara bugz eder.

Kul, ameli, ikrari ve tasdiki (marifeti) ile mahluktur. Bütün bu ameliyelerin faili mahluk olunca onun fillerinin de evleviyetle mahluk olmasi gerekir.

Allah Teala, mahlukati hiçbirinin gücü olmadigi halde yaratmistir. Çünkü onlar zayif ve acizdirler. Cenab-i Hakk onlari yaratan ve riziklarini verendir. Nitekim O söyle buyurmaktadir: 

“Allah sizi yaratan, sonra size rizik veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandir.”[Rum, 40]

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.