• BIST 100

    11007,37%0,81
  • DOLAR

    42,50% 0,02
  • EURO

    49,49% -0,20
  • GRAM ALTIN

    5752,69% 0,01
  • Ç. ALTIN

    9322,75% 0,27

Misafir Kalemler


Cemaat ve Câmi


 Doç. Dr. Semsettin KIRIS

Ideolojilerin bir özelligi vardir. Toplum mühendisligi yapmak isterler. Ortaya koyduklari dünya görüsü, bakis açisi ve ilkelere tam bagli insan yetistirmek isterler. 

Cumhuriyet döneminde de öyle yapildi, belirli bir ideolojiye göre insan yetistirildi. Onuncu yil marsi ideolojik bir metindir. “On yilda on bes milyon genç yarattik her yasta” misrai meshurdur. 

Yazi kaldirilarak önceki kültürle irtibat kesildi. Dilde devrime gidildi, tarihimiz içinde tekevvün etmis, bizim olmus kelimelerimiz atilarak suni bir dil üretildi. Okullarda zorunlu karma egitim ve pozitivizm propagandasina agirlik verildi. 

Anadolu insani, baslangiçta okullara mesafeliydi. Çocuklarinin inanç ve degerlerinin kaybolacagi endisesini yasiyordu. 

1923 Lozan muâhedenâmesi ile Ingiltere hâmîliginde yürünen yol 1946’ya kadar devam etti. Allah demenin ve dedirtmenin yasak oldugu materyalist, pozitivist ve Darvinist bir ideolojinin kati uygulandigi bir düzenle Elli’li yillara gelindi. 

1946’dan sonra ülkenin ekseni Ingiltere’den Amerika’ya kaydi. Bu yeni eksen, sosyal psikoloji biliminin gereklerine göre hareket ediyordu. 
Sosyal psikolojiye göre bir toplumu uyguladiginiz egitimle belirli bir süre içinde dönüstürememisseniz o toplumun degerlerini de bir miktar göz önünde tutmaniz gerekir. 

Belirli bir ideolojiye göre dönüstürülemeyen halkin inançlari, degerleri ve hassasiyetleri kismî olarak dikkate alindi. 

Daralan ve bunalan dini hayata açilan Imam Hatip Okullari oksijen takviyesi etkisi gösterdi. Imam Hatip mekteplerinin halkin duygularina tercüman oldugu dönem ilk otuz yildir. 

Bu dönemde, kendinden öncesini tanimaz egitim sistemine karsi ailelerin cemaat ihtiyacina Imam Hatipler karsilik olabilmisti. 

80’li yillarda da ihtilal yönetiminin baskilarinin elverdigi oranda kismen devam etti. 90’li yillarda sayica artis ile birlikte keyfiyette azalma görüldü. 

28 Subat 1997’den 6287 sayili kanunun kabul edildigi 11 Nisan 2012’ye kadar geçen dönem Imam Hatipler açisindan 15 yillik bir fetret dönemidir. Dönemin iktidari zorunlu egitimi 8 yildan 12 yila çikarmayi “vererek” Imam Hatipler’i geri aldi. Geri almak için “verilen sey” de az sey degildir. 

Neslinizin üretimle ve en verimli zamanlarla geçirilebilecek arti dört yilini üretimsiz, çoklu zekâ kuramina göre çogunlugu zaman doldurmaya dayali olarak geçirmesini sagliyorsunuz. 

Ögrenciyi “bir biçimde” okulda tutmak için kullanilan etkili zaman öldürme tekniklerinden biri de hayatta hiç faydasi olmayacak bilgileri beynine yükleyip kopya taniminin bulunmadigi bir ölçme sistemiyle degerlendirmesini yapmak olsa gerekir. 

Yeni Milli Egitim Bakani’nin MESEM projesi, bu yüzden içi doldurulmasi gereken bir sürü on yil heba olduktan sonra atilmis, teselli kabilinden degerli bir adimdir. 

Cumhuriyet sonrasi cemaatler pozitivist, Darvinci ve Bati medeniyet-i hâzirasini tek seçenek olarak gören kendinden öncesini tanimaz egitim sistemine karsi halkin nesli koruma reflekslerinden dogmustur. 

Mesela bir âlimimiz çikmis, yazdiklari ve yaptiklariyla sessiz bir direnis sergilemis. Yazi devrimine karsi risalelerini eskimeyen harflerle yazmis. Dil devrimine karsi risalelerinin dilini Osmanlica Türkçesi ile yazmakla karsilik vermistir. 

Osmanli’nin biraktigi emaneti yani önceki kültürü ve dili korumak için bunu yapmis. Pozitivizme karsi da aklî ve nakî delillerle mücadele vermistir. 

Bugün herkes bilir ki nur risaleleri okullardaki Darvinist, inkârci egitime karsi yazilmis îmân müdafaasidir. Bir metin etrafinda toplanmis cemaatin maksad-i aslîsi, dindarligin heyecaninin bu hissi tasiyanlarin yüreginden bu histen mahrum olanlarin yüregine tasinabilmesi idi. 

Bu açidan bakildiginda cemaatin mihver fikrinin davet, teblig ve irsad temelinde bir metin etrafinda toplanmaya istinâd ettigi söylenebilir. 

Cumhuriyetin ilk yillarindan itibaren faaliyet gösteren Kur’an egitimi odakli bir yapilanmayi da zikretmek gerekir. Bu yapinin maksad-i aslîsi dinin içtimâî hayati düzenleyen metinlerde yer almadigi durumlarda degerlerini koruyan insan kaynaklarinin sürdürülmesi olarak nitelenebilir. 

Alti çizilmesi gereken husus, mevcut egitim sisteminin disinda “içinde istihdamin da bulundugu bir müessese” kurmalaridir. 

Amerika’da yürürlükteki egitim sisteminin disinda müessese kuran Amisler ve Menonitler’i hatirlatirlar. Mavi takkeleri mütebessim yüzleri ile Türkiye’nin Menonitleri gibidirler. Tek farklari olusturduklari kültürü disa açmamalaridir. 

Insanlar Amislerin, Menonitlerin köyünü merak ediyor, hayat tarzlarini merak ediyor ve bu konu turistik bir seyahatin mevzusu olabiliyor. Söz konusu ettigimiz iki topluluk evlilik ve âileye önem vermeleriyle ilgi çekiyor. 

Diger Hristiyan topluluklara nazaran tesettürlü kiyafetleriyle dikkat çekiyor. Kur’an hizmetini esas alan sözünü ettigimiz yapi, bir köy kurmadi belki ama köy hayâtindan kopmayarak bir örnek olusturdu. 

Insanlarin çogu köylerinden koparken onlar köylerde faaliyet göstermekten geri durmadi. 2021 nüfus istatistiklerine göre Il ve ilçede yasayanlarin orani yüzde 93 iken, köylerde yasayanlarin orani ise yüzde 7’dir. 

Köylerde yasama orani her yil tehlikeli biçimde azalmaktadir. Böyle giderse bu kardeslerimiz de olmasa, köylerimizde insan kalmayacak. 

Geçtigimiz günlerde Menonitleri anlatan bir belgesel izliyordum. Programin bir yerinde sekülerligi her açidan belli olan sunucu, Menonitlerin köyü için “burasi en fazla seriati uygulayan ve teknolojiye izin vermeyen nadir yerlerden bir tanesi” demesin mi? Seriatin bir Hristiyan topluluk ve dindarlik üzerinden telaffuzu dikkatimi çekti, hayret ettim. 

Menonit kadinlarin uzun etekli ve umumiyetle tesettürlü kiyafetleri sunucunun aklina seriati getirmis olmali. Sekülerlerin seriati anlamadiklarini zannederdik. 

Sanirim içlerinde çok iyi anlayanlar var ve belki de önemli bir kismi anladigi halde anlamamis görünmektedir. Bir gelenegi bulunan tasavvufî tarikatlar da insan merkezli hayrat müesseseleridir. Tevarüs ettikleri kültür mirasi bulunmaktadir. 

Ülkemizde gelenegi bulunan ve kökleri yüzyillar öncesine dayanan tarikatlar, modern dünya insanina hizmet ve vakif kültürünü ögretmislerdir. Hizmet ve vakif kültürü kolay ögrenilmez. Küçükler büyüklere hizmet eder ve duâ alir. 

Insanlara hizmet edebilmek, Allah’in insanlara bahsettigi en büyük nimetlerden bir tanesidir. Dünyada hangi dini gelenege mensup olursa olsun birden çok cemaatin bulunmadigi herhangi bir ülke bulunmamaktadir. 

Müslüman cografyalarda tesekkül etmis yüzlerce cemaat, birbirleriyle insicamli bir hayat yasarlar ve cami cemaatinden de kopmazlarsa Islam ümmetinin gücüne güç, güzelligine güzellik katar.  

Ülkemizde belirli dönemlerde cemaatler aleyhinde yayinlarin yapilmasinin mutat hale geldigini söyleyebiliriz. Son yapilan yayinlar yasanmis üzücü bir hâdise sebebiyledir. 

Söz konusu üzücü hadiseyi ayri bir yazida ele almak isterim. Bazen geçmise özlem ihtiyaci ile de bu yayinlar yapilabiliyor. “Kara Cuma” mansetlerine özlem duyanlar olabiliyor. 

Hâlbuki bugün ülkemizde muazzam sosyal degisimler olmustur. Cemaatler de bundan yirmi sene, otuz sene öncesindeki hallerinde degildir. 

Dindarligi dert edinenler için ister cemaatli olsun ister cemaatsiz olsun, insan kaynaklarini sürdürememe en büyük problemi teskil etmektedir. O eski dini hassasiyetler kalmadi. 

En önemlisi seküler tipte aileler ile dindar aileler artik akraba oldular. Mesela hiçbir dindar aile ve sülalede artik tesettür hâkim bir giyim tarzi degildir. Kayinvalidesinin kiyafetiyle arada uçurum var denecek farklilikta kiyafetli gelinler, dindarligi temsil ediyor.(!) 

Bu muazzam degisim, Islam’i sevdirme ile teblig etmenin birbirine karistigi bir ‘çoklu ortam’da sanaldan gerçege dönüstü. Islam’in reklami ve imaji ile teblig ve temsili birbirine karisti. 

Kayginiz imajsa modernlesmenin kutsallarina dokunmadiginiz sürece probleminiz olmaz, Islam’i sevdirirsiniz. Dini sevdireyim derken Islam’in olmazsa olmazlarini, mesela aile geleneklerindeki hâkim ton olan tesettürü kaybedenler bulunmaktadir. 

Yanlis anlasilmasin Islam gerçekten de sevilmistir. Televizyon kanallarinda Islam’i anlatan ilahiyatçi hocalar da Islam’i sevdirmistir. “Sevdirilmis Islam” modernlesmenin kutsallarina asla dokunmamistir. 

Sevdirilmis Islam, modernlesmis Islam degildir diyemiyorum. Seküler hayati benimseyenler, ihtiyaç hissettikleri dini mesruiyeti kendilerine taniyan hocalari sevmislerdir. 

Seküler hayata mesruiyet taniyan hocalar, dini teblig ettiklerini zannettiler. Hâlbuki teblig etmediler. Teblig ettikleri din muhataplarinin hayatini degistirmedi, tesettürlerine, arkadasliklarina, içkilerine karismadi. Islam’in çok güzel tanitimini, reklamini yaptilar. Islam’i gerçekten sevdirdiler. Bu konuda onlarin haklarini yememek gerekir. 

Ancak su hususun altini çizmek gerekir. Yaptiklari Islam’in basarili bir PIAR çalismasidir, teblig çalismasi degildir. 

Dünyada “dini en iyi kontrol eden ülke hangisi” diye bir arastirma yapilsa Türkiye sanirim ilk üçe girer. 

Devlet olarak dini kontrolde basariliyiz, dine sahip çikmada basarili degiliz. Dine sahip çiksaydik aile kurumumuzu güçlendirir, insan kaynaklarimizi sürdürebilirdik. 

Bugün insan kaynaklarimiz eriyip gitmektedir, hizla yaslaniyoruz. Yillik nüfus artis hizimiz 2019 yilinda binde 13,9 iken, 2020 yilinda binde 5,5 olmustur. Türkiye nüfusunun ortanca yasi 32,7'ye yükselmistir. 

Türkiye giderek homojen ve seküler bir toplum olma yolundadir. Toplum homojenlesmeye gidiyor, görünen köy kilavuz istemez. 

Bu homojen yapida dindarlik, toplumun baskin karakteri ve hâkim rengi degildir. Bugün tüm cemaatlerin de insan kaynaklarini sürdürme sorunu vardir. 

Devletin istihdam yükünü hafifletmek için yatirim yapan her müesseseyi takdir etmek gerekir. Istihdama katki saglayan bir müesseseyi bu su cemaatin öteki filan cemaatin diye kodlamak ve hemen “öteki” ilan etmek dogru degildir. 

Nüfusumuz sahip oldugumuz cografyaya dengeli dagilmis degil. Kamu istihdami ile özel sektör istihdami dengeli dagilmis degil. Ortada is olmali ve ise göre adam bulunmalidir, adama göre is degil. 

Erkeklerin istihdami yeni kurulacak bir aile demektir. Kadinlarin istihdami da kurulacak ailenin bütçesine katki demektir. 

Sonuçta yeni istihdamlar, yeni aileler demektir. Bu yüzden istihdam mübarek bir konudur ve dini bir boyutu bulunmaktadir. 

Devletin iç güvenlik bakis açisina göre istihdami bir araç olarak kullandigi da inkâr edilemez. Kadrolu imamlarin sayisinin 30 bin oldugu zamanlarda imamlar daha müessir idi. Imam kadrosunun 130 bine çikmasi imamlari daha müessir kilmadi. 

Bugün devlet açisindan din, daha “kontrol edilebilir” vaziyettedir. Tüm mesleklerde hata payi var, din görevliliginde hata payi bulunmamaktadir. 

Hiç hata yapmamak, hiç görev yapmamakla esdeger bir tutumdur. Bundan 40 sene evvel vâizler, dînî bir söylem üretebiliyordu. Hiçbir sey üretemeseler “yilbasi kutlamalari dinimize yakismaz” diyerek menfi yönde degisime karsi degerleri savunan bir üslup arayisina girebiliyorlardi. 

Günümüz vâizleri, üslup ve söylem olusturamadiklari gibi heyecanlarini da kaybetmis görünmektedir. Vâizlerin ve tüm din görevlilerinin en büyük müfettisleri görsel-isitsel basin ve sosyal medyadir. 

Kurum olarak Diyanet’in en çok çekindigi “müessir müeyyide” gazete mansetleridir. Osmanli Döneminde namazlardan sonra vaaz edilirmis. 

Namazlardan önce vaaz, Cumhuriyet sonrasi baslamistir. Günümüzde birakin baska vakitleri Cuma namazi öncesi vaazlarinda bile son on bes dakikadan önce kimseyi bulamazsiniz. On bes dakikalik vaaz da mansete düsecek bir cümle kurmayayim korkusuyla geçer. 

Geçtigimiz günlerde Ilahiyat Fakültesi’nden emekli olmus 77 yasinda bir ögretim üyesi hocamizin hayatini anlatan videoyu izledim. Hoca meâlen sunlari söylüyordu: “Biz Allah demenin yasak oldugu günleri yasadik ama zaman geldi ifade hürriyetinin bolca bulundugu günleri de gördük. 

Öyle ki biraz dini ilimlerden nasibi olan, mürekkep yalamis bir ilahiyatçi cemaat kurabilir, hatta vicdâni müsaitse bunu maddi bir kazanca çevirebilirdi.” 

Istismar edilmeyen bir sey mi var? 
Sosyal medyada kisisel gelisim, saglik ve kaliteli hayat konusunda etrafina insan toplayan bir sürü söz cambazi bulunmaktadir. 
Bu konularda istismar var diyen var mi? 

Milli Egitim Bakanligi “egitim istismar ediliyor” der mi? Egitimi istismar eden varsa müdahale eder, engel olur. Saglik Bakanligi “insan sagligini bu ülkede istismar edenler var” der mi? Sagligi istismar edenlere müdahale eder, engel olur. Gida Tarim ve Hayvancilik Bakanligi bu ülkede gidayi istismar edenler var der mi? 

Topluma zarar veren gidalari üretenlere engel olur, ne gerekiyorsa yapar. Istismarin her alanda olabilecegini anlatmaya çalisiyorum. 

Biz “üç kisi oldugunuzda biriniz imam olsun” diyen (Ebû Dâvûd, Sünen, Cihâd, 80/2608) bir peygamberin ümmetiyiz. 

Hz. Peygamber Erkam’in evinde bir hareket baslatmistir. Bir Peygamber ve ashâbi bir eve sigabildiler. Bir medeniyetin kurucu nesli bir evde yetisti. Herhangi bir cemaat Türkiye’nin sosyolojisinde var mi toplumda bir karsiligi var mi ona bakmak lazimdir. 

Içinde yasanilan toplumla birçok açidan hayat tarzlari uyusmayan kapali cemaatlere katilmak baslangiçta dindarliga ivme kazandirir. Büyük bir heyecan verir. 

Cemaatler, ümmet bütünlügünün kaybolmasina katki sunma tehlikesi tasimiyor demiyorum. Bunu önlemenin yolu cami cemaatine önem vermektir diyorum. 

60’li 70’li yillarda Imam Hatip mektepleri o kadar canliydi ki bir nevi cemaatlerin doldurdugu sosyal alana takâbül ediyordu. Ben sahsiyetimi, kisiligimi, kendimi Imam Hatip’te buldum diyen az degildi. 

Geldigimiz noktada Imam Hatip nesli de cami cemaatine yeterince sahip çikamamistir. Asil mesele, farkliliklarimizla beraber cami cemaati içinde bir bütünü olusturabilmektir. Asil mesele, farkliliklarimizla birlikte ümmet bütününü olusturabilmektir. 

Hz. Peygamber cami merkezli dini sosyallesmeye önem verdi. Resul-i Ekrem’in belki de en büyük sünneti namazlarin muhakkak cemaatle kilinmasini ögretmesidir. 

Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’in su çok önemli uyarisi hepimizi kapsamaktadir: “Yarin Allah’in huzurunda Müslüman olarak çikmaktan memnun olacak kimse namazlari ezan okunan yerde kilmaya devam etsin… 

Sayet cemaati terk edip namazi evinde kilanin yaptigi gibi evinizde kilarsaniz Hz. Peygamber’in sünnetini terk etmis olursunuz. 

Peygamberinizin sünnetini terk ederseniz saptiniz gitti demektir… Yemin ederim ki münafikligi belli olanin disinda kimsenin cemaatten geri kalmadigini görmüsümdür. Iki kisi arasinda ayaklari yerde sürüklenerek namaza getirilen ve ayakta durdurulan kimse olurdu.” (Müslim, Mesâcid, 257)  

Biz cami cemaatine ehemmiyet verir ve orada sevinç ve elemlerimizi paylastigimiz içtimâî bir hayati yasarsak tüm farkliliklarimiz birbirimizin yüregine su serpecek bir çesitlilige ve zenginlige dönüsecektir. 

Camiye devam eden müminleri kaynastiracak ve birbirine tahammüllü sahsiyetler yapacak olan da iyi yetismis, keyfiyetli imamlardir. 

Biz mahalleyi ve mahalle irfânini kaybettik. Biz kendi öz medeniyetimize ve köklerimize dayanan sehirlesme usulümüzü kaybettik. Mekânlar, hayâti ve hayâta bakisi da sekillendirmektedir. 

Bizim mahalle irfânimizda elit olmak, ayricalikli olmak gibi bir gâye bulunmaz. Herkes birbiriyle esdegerdedir. Herkes birbirinin müteselsil kefili gibidir. 

Osmanli, 50 haneyi bir mahalle kabul etmis. Imami da sadece namaz kildirma görevlisi degil, mahallenin gireninden çikanindan her türlü meselesi ile mesgul olmaktan sorumlu tutmus. 

Küresellesmeye karsi direnis mahalleden, kendi medeniyetimizden ilhamini alan sehirlesmeden ve câmi merkezli cemaatlesmeden geçer diye düsünüyorum.

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.