• BIST 100

    11007,37%0,81
  • DOLAR

    42,56% 0,08
  • EURO

    49,61% 0,17
  • GRAM ALTIN

    5768,19% 0,39
  • Ç. ALTIN

    9281,35% 0,00

M.Nuri Bingöl


EN BÜYÜK HAYIRLARDAN


Çok zaman hatirlarim. “Yazilan Sözler tasavvur degil tasdiktir; teslim degil, imandir; mârifet degil, sehadettir, suhuddur; taklid degil tahkiktir; iltizam degil, iz’andir; tasavvuf degil hakikattir; dâva degil, dâva içinde bürhandir.” (Mektubat, 376) “Ümmet-i Islamiye’nin ahkam-i diniyede gösterdigi teseyyüb ve ihmalin bence en mühim sebebi sudur: Erkân ve ahkâm-i zaruriye ki, – yüzde doksandir- bizzat Kur’an’in ve Kur’an’in tefsiri mahiyetinde olan sünnetin malidir. Içtihadî olan mesail-i hilafiye ise, yüzde on nisbetindedir. Kiymetçe mesail-i hilafiye ile erkân ve ahkâm-i zaruriye arasinda azim tefavüt vardir. Mes’ele-i içtihadiye altun ise, öteki birer elmas sütundur. Acaba doksan elmas sütununu on altunun himayesine vermek, mezcedip tâbi kilmak caiz midir?” ( Asar-i Bed’iyye, Sünuhat, shf:141) Böylesi “muhakeme” anlarimda bas vurdugum kaynak ise, ilk basta “Dâva içinde bürhan” denilen Risale-i Nur’un su ya da bu “müteferrik” meselesi degil, bütün külliyati. Çünkü hem “Kur’an’in hakiki müfessiri olan Sünnet”i yani hadisleri bu zamanin anlayabilecegi tarzda ve ehl-i sünnet ve’l-cemaat âlimlerinin izahlarina tam mutabik olarak izah eden elbet Bediüzzaman Said Nursî; Nur Üstad. (RA) Yeter ki biz bakmasini, okumasini, metin tahlili usulünü bilelim de, “Hakkin hatiri âlidir, hiç bir hatira feda edilmez!” düsturunu siar edinelim; yeter ki “müfrit hüsnü zan” edilen su ya da bu sahsin izahina uymuyor diye, meseleleri kendi “kafa feneri”mizle anlamaya ya da “seçkincilik” yapmaya kalkismayalim. Misal olmasi için meseleyi hatirlatalim. “Eger muhabbet, kendi esbabinin rüchaniyetine göre bir kalbde hakikî bulunsa, o vakit adavet mecazî olur; acimak suretine inkilab eder. Evet mü’min, kardesini sever ve sevmeli. Fakat fenaligi için yalniz acir. Tahakkümle degil, belki lütufla islahina çalisir. Onun için nass-i hadîs ile: “Üç günden fazla mü’min mü’mine küsüp kat’-i mükâleme etmeyecek.” Eger esbab-i adavet galebe çalip, adavet hakikatiyla bir kalbde bulunsa; o vakit muhabbet mecazî olur, tasannu’ ve temelluk suretine girer. Ey insafsiz adam! Simdi bak ki: Mü’min kardesine kin ve adavet ne kadar zulümdür. Çünki nasilki sen âdi küçük taslari, Kâ’be’den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen, çirkin bir akilsizlik edersin. Aynen öyle de: Kâ’be hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan Islâmiyet gibi çok evsaf-i Islâmiye; muhabbeti ve ittifaki istedigi halde, mü’mine karsi adavete sebebiyet veren ve âdi taslar hükmünde olan bazi kusurati, iman ve Islâmiyete tercih etmek, o derece insafsizlik ve akilsizlik ve pek büyük bir zulüm oldugunu aklin varsa anlarsin…” (Mektubat, 263- 264) Metnin bütününü almamin sebebi su. Bir metni kavramak için onun sadece bir paragrafini anlamak kâfi degildir- erbabinca bilindigi üzere. Itiraz eden sesleri hemen duyuyor gibiyim. “Risale’ler normal bir metin degil ki…” Evet, amenna, neam… “Bu zamanin dertlerine tam çare” olabilecek (olacak) ve Müceddid-i Zaman olan Nur Üstad Bediüzzaman Said Nursi’ye (Ra) “Kur’an’in feyziyle” (yani ilhamiyla) yazilan eser külliyati. Öyle bir külliyat ki 350-400 Ayet’ten muktabes, Üstad’in tabiriyle bir meselesi aninda, “Iki yüz Ayet”in imdadina yetistirildigi ve “ihtiyaca binaen” yazdirilmis bir eser külliyati. O halde o külliyatin bütün cüzleri anlasilmadan, herhangi bir mevzudaki hükmü umumilestirilemez; öyle yaparak “keskin” bir hüküm cümlesi yapmak, izaha yeltenmek Gavs-i Azam’in (KS) “müridim” dedigi, Imam-i Ali’nin yaklasik 1300 yil önceden hizmetini mânen alkisladigi bir zata bühtan mânasina gelir ki, siradan bir insanin dahi kul hakkini “hangi amellerimizi” karsiya hediye ederek affettirebildigimiz düsünülürse, uhrevi vebal daha iyi anlasilir. Yukariya iktibas ettigimiz meselede men edilen “küs kalma” hadisesinin sahsi, ferdi, cüz’i mevzularda oldugu –mantiken dahi- o kadar bedihi ki, Imam-i Nevevi hazretlerinin Hadis’e verdigi mana bilinmese dahi, metni bütünüyle okumak ve düsünmek yeter. Çünkü Üstad, dini mevzudaki hatayi, “Islâmiyet gibi çok evsaf-i Islâmiye; muhabbeti ve ittifaki istedigi halde, mü’mine karsi adavete sebebiyet veren ve âdi taslar hükmünde olan bazi kusurati, iman ve Islâmiyete tercih etmek” cümlesiyle tasrih ediyor. “Kabe hürmetinde olan” iman ve Islamiyet açisindan bir hataya karsi, mü’minin siari mesafeli durarak ona “aksulamelini” göstermesidir ki Hadis, bunu dahi imanin en düsük derecesi diye izah buyuruyor. “Belki ben de ifsad ediyorum. O halde, siz mihenge vurmadan almayiniz.” Ifadesi da muhterem Müellifin. O “miheng”in ne oldugu da mezkur makalenin diger cüzlerinde beyan buyruluyor. Zaten makalenin bas kismina alinan, “Allah’in ipine topluca – camian; fert fert degil- sariliniz, sakin bölünmeyiniz.” (Allah’in ipi olan inzal buyurdugu Kur’an’a topluca, cemaat olarak (ehl-i sünnet vel-cemaat) sarilmazsaniz, araniza tefrika girer.- Mana Nur’ul-Beyan tefsirinden) Ayet-i Celilesi ile “ Elif Lam Mim, Ayetlerinde hiç bir süphe bulunmayan Kur’an (el-kitab), muttakilere bir hidayet rehberidir.” Ayet-i Kerime’si “ miheng”in ne oldugunu tasrih ediyor. Bir muhterem yorumcunun dedigi, miheng Risale-i Nur’un ta kendisidir, ifadesi ne usuli’d-Din’e, ne mantiga, ne de Risale’nin açik beyanlarina uymuyor. Aklen düsünelim; almak istedigimiz bir kumasin ölçü “birimi” bizzat o kumasin kendisi olabilir mi? “Cumhuru bürhandan ziyade me’hazdaki kudsiyet imtisale sevkeder. Müçtehidinin kitablari vesile gibi, cam gibi Kur’an’i göstermeli, yoksa vekil, gölge olmamali.” Tavsiyesinden sonra – ya da talimat,emir- devam eder Üstad: “Mantikça” alemin kabul ettigi bir hükümdür; insanin “nisyan” ile malül zihni, “melzumdan” (Biri birisinden aslâ ayrilmaz, birisi olunca digerinin de olmasi sart olan.-sozluk.ihya.org/osmanlica-turkce-sozluk/lazim-i-melzum.html) ikinci bir gayretle “lazima” (Kendisine ait icab eden hal. Kendisine has vaziyet. -ihya.org/osmanlica-turkce-sozluk/lazim-izati. Html) intikal eder ki ve ( farz-i muhal) etse de, “ ikinci bir teveccüh ve kasd ile eder. Bu ise gayr-i tabiidir.”- saz halidir, nadir bir durumdur. Mevzuyu daha da açiyor Bediüzzaman Hazretleri: “Mesela; hükmün me’hazi olan seriat kitaplari melzum gibidir. Delili olan Kur’an ise, lazimdir. Muharrik-i vicdan olan kudsiyet, lazimin lazimidir. Cumhurun nazari kitablara temerküz ettiginden, yalniz hayal- meyal lazimi tasavvur eder. Bu cihetle vicdan lakaydliga alisir, cümudet peyda eder. Eger zaruriyat-i diniyede dogrudan dogruya Kur’an gösterilse idi, zihin tabii olarak müsevvik-i imtisal ve mukiz-i vicdan ve lazim-i zati olan “kudsiyet”e intikal ederdi. Ve bu suretle kalbe meleke-i hassasiyet gelerek, imanin ihtaratina karsi asamm kalmazdi. Demek seriat kitablari, birer seffaf cam mahiyetinde olmak lazim gelirken, mürur-u zamanla mukallidlerin hatasi yüzünden, paslanip hicab olmuslardi. Evet, bu kitablar, Kur’an’a tefsir olmak lazim iken, basli basina tasnifat hükmüne geçmislerdir.” (age; s. 141-142) Burada dikkat çekilen bir vebali de nazarlariniza sunmak istiyorum. Hangi dini eser okunursa okunsun veya baskalarina izah edilirse edilsin tavsiye edilen bu mana ile muhatap olunmalidir; yoksa onu “ayri bir tasnifat” gibi takdim edersek, bir büyük vebalin altina gireriz ki bu hal bir de inat ve israrla sürdürülürse isin ucu “cinayet-i azime”ye kadar gider.

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.