Kapitalizmin Sorgulanmasi ve Hakan Aydin’in Elestirileri
“Ekonomik Krizin Çözümü Israf Etmemekte Yatiyor” baslikli yazimla ilgili olarak Hakan Aydin’dan çok önemli buldugum elestiriler çesitli medya kuruluslarinda yayinlandi. Üniversitelerimizde tartisilmasi ve sorgulanmasi caiz olmayan “vahsi kapitalizm” hakkinda ciddiye alinmasi gereken bu makale üzerinde durmak gerekiyor.
Kadinlarin çalisma hayatina girmesi ile ilgili olarak Elizabeth Warren ve Suzanne Venker isimli akademisyenlerin yaptigi çalismalari degerlendiren Aydin, aslinda benim yazilarimi çok da fazla elestirmiyor. Zira Silivri Fatih Camiinden bahseden kismini ayri tutacak olursak “Çalisma Ekonomisi” alaninda oldukça kiymetli bilgileri sunmaya çalismis. Bu nedenle bir basucu kitabi olmasi gerektigi halde üniversitelerimizde tartisilmasina dahi müsaade edilmeyen Warren ve Venker’in ayni baslikli “Iki Gelir Tuzagi” eserleri üzerinde bir kere daha bende durmak istiyorum.
Aydin, beni elestirdigi çalismasinda sunlari söylüyor:
“Vehbi Kara, 11 Ekim 2021 tarihli yazisinda; kadinlarin çalisma yasamina katilmasini evirip çevirip “israf” olarak tanimlamaktadir. Bahis konusu yazida; kendisine referans olarak ABD’den iki kadini seçmis. Ilk referansi, ABD’de 2020 seçimlerinde Demokrat Parti’den baskanliga “aday adayi” oldugunu ve hemen ardindan çekildigini açiklayan Senatör Elizabeth Warren.
Warren, akademisyendir, hali hazirda çalismaktadir ve yüksek gelir grubundadir. Çocuklugunda; babasi bir satis elemani olarak çalisirken kalp krizi geçirerek çalisamaz duruma gelir, ailesi yokluk içerisine düser. Babasi iyilesip ayaga kalktiginda satis isine dönemez ve apartman görevlisi olur. Aile, Mortgage kredisi ile basini sokabilecekleri bir ev alir ancak kullandiklari krediyi ödeyebilmek için annesi de çalismak zorunda kalir. Ailenin elde ettigi gelir hem evin hem de arabanin kredi taksitlerini karsilamadigi için arabalarina haciz gelir ve o günlerde 13 yasinda olan Warren da teyzesinin restoraninda garson olarak çalismaya baslar…
Bu tipik kapitalizm hikâyesinin içerisinden siyrilan Warren, akademisyen olmayi basarir. 2012’de Massachusetts’te ilk kadin senatör olana kadar en büyük basarisi 2008 yilinda hazirlanan Sorunlu Varliklarin Kurtarilmasi Programi’nin çikarilmasina katkida bulunmaktir. Program, o yillarda ABD’yi kasip kavuran Mortgage Krizi sonrasinda finans kurumlarinin elinde patlayan sorunlu gayrimenkullerin devlet tarafindan satin alinmasi yoluyla bu sirketlerin finansal durumlarini düzeltilmesini kapsamaktadir. Yani sirket kurtaran bir program…
Warren, ticaret profesörüdür ve kapitalizminin (meydana getirdigi) esitsizliklerin toplumsal bir krize dönmemesi üzerine düsünür. Çalisan istihdami sorunu ve ABD’de yükselen issizlik oranlarina kafa yordugundan, nihai sonucu kadinlarin eve kapanmasini tesvik eden “Iki Gelir Tuzagi” adinda bir teoriyi bir baska kadin yazarla birlikte kitaplastirirlar.
Kitap, özetle; yükselen geçim fiyatlarini karsilamak için eslerin birlikte çalismasi durumunda geçimlerinin anlamsiz harcamalarla tehdit altina girdigini anlatiyor. Hele bir de çalisan kadin çocuk dogurursa iflasin kaçinilmaz olacagindan, kadinin evden sorumlu olmak üzere çalisan istihdamindan çekilmesini öngörüyor.
Teorisini çocuk ve yasli bakimlari ile ailenin güvene alinmasi, ev yemekleri yaparak fast food’dan uzaklasmayla ve hastalanmayi engelleyerek harcamalarin düsürülmesine baglayarak süslüyor. Kapitalizmin ürettigi düsük ücret ile yükselen geçim fiyatlarinin (meydana getirecegi) krizi, emekçi sinifa ‘tasarruf yoluyla’ yüklenme sorumlulugu veriyor. Isin sonucu ABD ekonomisindeki istihdam sorununun re-organizasyonuna variyor.
Warren, belirtilen kitabi tek basina çikarmamis. Yazar ortagi, Amelia Warren Tyagi, McKinsey Company’de Yönetim Danismani. Hani su uluslararasi sirketlerin finansal danismani olan McKinsey! (Tyagi, Warren’in kizidir)
Tabii ki bu teori; Warren’in inanç dünyasi ile de uyumludur. Kendisi, Hristiyanligin Protestanlik mezhebine bagli Metodizm kolunun bir üyesidir. Metodistler, emegi ile çalisan insanlari ve sistemin çarklari içinde suça itilen kisileri, sabirli yasamaya davet etmektedir. Bu insanlar sabirlarinin karsiligini elbette cennette alacaklardir.
Örnegin; Ingiltere Metodist Kilisesi, 1760 yilindan 1820 yilina kadar Ingiliz vahsi kapitalizminin kan emici sömürüsüne karsi, emekçilerin ‘sagduyusunu’ gelistirmek için çalismalarda bulunur ve yer yer basarili oldugu dönemler de olur. Yani isyanin esigine gelen Ingiliz isçi sinifini dini telkinlerle sömürüye karsi sabirli olmaya davet ederler. Cemaat, sirket ve servet sahiplerinin huzur ve güvenligi için vardir. Dinin, kapitalist sömürü mekanizmasinda nasil kullanildiginin iyi bir örnegidir.
Vehbi Kara’nin ikinci referansi ise yazar Suzanne Venker!
Venker, kendisini anti-feminist olarak tanimliyor. Feminizmin içsel sorunlari ile ugrasmak bir yana erkek haklarinin karsi cinsten savunucusu olarak konumlaniyor: ‘Kadinlar öfkeliler ve sebebini hiç bilmeden sürekli savunma halindeler. Çünkü is hayatindaki rekabet erkekleri bir düsman olarak sundu. Erkekleri kendi alanlarindan kovdular ve oraya yerlestiler. Simdi erkeklerin gidecek hiçbir yeri yok.’
Ne demek lazim? Erkeklerin yeryüzünde kadinlar tarafindan kovulabildigi tek bir nokta var midir, bilinmez! Ancak Venker’de kadinlarin ‘eskisi’ gibi olmasini istiyor. Din ile, gelenek ile, töreler ile… erkek tahakkümünü savunuyor.
Referans gösterilen kadinlar bunlar!
Bahis konusu yazi, referanslarina dikkat edildiginde; içinden çikilamaz hale gelen issizlik sorunun (meydana getirecegi) toplumsal bir krizin ötelenmesi ile Türkiye’de alabildigine gelisen kadina siddete dinsel olanla müdahale etmeye çalisiyor. Da… Mizrak çuvala sigmiyor!”
Aydin, çalismasinin bir bölümünde issizlik konusuna egilerek ülkemizin bu önemli sorununa isik tutmaya çalisiyor. “Ekonomik Krizin Çözümü Israf Etmemekte Yatiyor” baslikli yazimda ifade etmeye çalistigim “israf” konusunu pas geçerek kendi düsüncelerini siralamis. Hükümetin ciddiye almasi gerektigini düsündügüm bu elestirisi söyledir:
“DISK Genel-Is Sendikasi Arastirma Dairesi’nin Temmuz 2021’de yayinlanan “Türkiye’de Genç Istihdam” isimli raporunda, Ekonomik Kalkinma ve Isbirligi Örgütü (OECD)’ne üye ülkelerde yüzde 39,6 olan genç istihdam oraninin Türkiye’de 2021 yilinin 1. çeyreginde yüzde 30,6 oldugu açiklanmistir.
2021 yilinin ayni döneminde; genç erkek istihdami yüzde 41,1 (2 milyon 489 bin kisi) iken, genç kadin istihdami sadece yüzde 19,6 (1 milyon 131 bin kisi) düzeyindedir. Türkiye’de genç istihdami düsüyor ve genç kadinlarin istihdama katilim orani ise genç erkeklerin yarisinda seyrediyor. Gençlerde Issizlik Orani “kizli erkekli” yüzde 42,7! Daha vahimi “kizli erkekli” üniversite mezunu her 10 gençten 4’ü issiz durumda!
Ayni rapor, 2020 yilinda 1 milyon 73 bin gencin hem is bulma ümidini yitirdigini hem de is aramayi biraktigini belirtiyor. Çalisan gençlerin sorunu ise bitmis degil. Türkiye’de sigortali olarak çalisan her 10 kisiden 4’ü asgari ücretle çalisiyor. Çalisanlarin yüzde 95’i sendikasiz ve düsük ücretlere karsi sendika mücadelesi verenler ise hiçbir engellemeyle karsilasmadan kapinin önüne konuluyor”.
Türkiye’de, “yerli ve milli tarim" ile üretim açiklarinin kapatildigi söylemini kabul etmeyen Aydin, çesitli tarim ürünlerinin ithal edildigini ileri sürerek gida ürünlerinin net ithalat bakiyesi verdigini iddia etmektedir. Ekonomik krizin yaklasmakta oldugunu da su sözlerle dile getiriyor:
“Toplumsal issizlik seviyesi yükselirken, sirketlerin çalisan ücretlerini düsürmesine göz yumuluyorsa; ithal girdilere teslim edilmis bir üretimle önce TL’nin deger kaybina, beraberinde gida ürünlerinin fiyatlarinin yükselmesine müsaade ediliyorsa; bunlar yasanirken, sirketler zenginlesiyor ve emekçiler daha da yoksullasmaya zorlaniyorsa; iktisat bilimine göre bir toplumsal krizin arifesine geliniyor demektir. Kapitalizmin (meydana getirdigi) servet ve gelir esitsizliginin kaçinilmaz sonucu budur ve hamasi duygularla bunun üzerinin örtülmesi mümkün degildir”.
Yazisinin son bölümünde bana ait olmayan “esitlik” ile ilgili düsünceleri ifade eden Aydin’a katilmiyorum. Çünkü insanlar asla esit degildirler. Esitlik; sadece hukuk önünde olabilir. Zira Fransiz Ihtilal’i ile daha çok tartisilan “esitlik” kavrami insanlara yapilmis büyük bir zulüm ve haksizliktir. Çalisanla, tembel olan birisi veya Allah’in verdigi kabiliyetleri gelistiren bir insanla hayvan gibi yasayan birisi nasil esit olur? Diger yazilarimin elestirildigi bu kisim su sekilde ele alinmis:
“Diger yandan bu bilimsel veri toplumsal ve bagli olarak cinsiyetler arasi esitligi dayatir. Aksi tahakkümdür, kapitalist düzenin olumlanmasina hizmet eder. Vehbi Kara’da ise esitlik, Ikinci Abdülhamit’le müstesnadir. Ikinci Abdülhamit’in 23 Aralik 1876 yilinda Almanya’nin destegini kazanabilmek için ilan ettigi Birinci Mesrutiyet temel referansidir. Birinci Mesrutiyet; Genç Osmanlilar, Namik Kemal, Ziya Pasa gibi aydinlarin mücadelesi sonucunda ve Mithat Pasa’nin etkisi ile Sultan’in tahta geçme sözü olarak ilan edilmistir. Sultan’in meclisi ve Kanun-i Esasi’yi sadece iki yil sonra rafa kaldirarak otuz yila yakin sürdürdügü baskici dönem de bu esitligin parçasi olsa gerek!
Osmanli’da esitlik fikri esasen 1908 Hürriyet Devrimi ile vücut bulmus, ‘esitlikçi’ sultani tahtindan indirmistir. 1908’den süzülerek ve mücadelelerden geçerek gelen Cumhuriyet ise onun taci olmustur.
Vehbi Kara’nin da söyledigi gibi ‘… 23 Nisan 1920 Cuma günü Meclisimiz, dualar, Kur’an ve Buhari hatimleri ile törenle açilmis...’ devaminda ise önce padisahligi (1922) ve sonra hilafeti (1924) kaldirmis; tekke ve zaviyeleri kapatmis (1925) ve ardindan kadinlara seçme ve seçilme hakkini (1934) teslim etmistir.
‘5 Subat 1937’de aslinda Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkeleri olan ‘Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçilik, devletçilik, laiklik ve inkilâpçilik’ Anayasanin 2. maddesine dâhil edilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel nitelikleri olarak belirtilmistir. Simdi kirmiziçizgiler olarak geçen ve degistirilmesi talep dahi edilemeyen maddelerin asli bunlardir.’
Her ne kadar bu cümlede; ilkelerden ’Ulusçuluk’ Milliyetçilik olarak, ‘Devrimcilik’ de inkilapçilik olarak geçse de… Cumhuriyet devrimi ve Türkiye aydinlanmasinin ilkeleri olarak kabul ettigimiz, tarihin gerisine yani feodal monarsiye düsmeyi reddettigimiz için ayni baglamda olmak üzere kadinin esit ve üretken yasaminin eve kapatilmasini savunan aforizmalarin da reddedilmesinin savunulmasi gerçekçidir.”
Bu kisimda Türkiye Cumhuriyetinin ilk yillarini kast ederek yaptigim elestirileri gerçekçi bulan Aydin, özellestirmeyi ise elestirerek asil israfin buradan kaynaklandigini savunmustur. Çesitli yazilarimda “devletçiligi” rantiyecilik ve “Yagma Hasan’in böregi” olarak elestirmis oldugumu bilmemektedir. Özellestirme konusuna çok farkli yaklasmis oldugumuzu okuyucularim çok iyi bilmektedirler.
Kriz dönemlerinin, sistemin gücünü yitirdigi dönemler oldugunu ve sermaye sinifinin dini inanislari kendi çikarlarini korumak için kullandigini ifade eden Aydin’in ne derece hatali bir bakis açisi içinde oldugu açiktir. Faiz gibi sömürü araçlarini reddeden ve zekât vermeyi Islam’in sarti olarak öne süren bir dine karsi bu sözleri söylemek konuya ne derece uzak kalindigini apaçik ortaya koymaktadir.
Yazilarimdan bes tanesini referans olarak ele alan Aydin’in faiz ve zekât konusundaki yazilarimi incelemesini tavsiye ederim. Son söz olarak “yaratmak” Allah’a mahsus bir fiildir. Bu nedenle sik sik geçen bu kelime nedeni ile parantez içinde “meydana getirmek” ifadesini kullandim. Bunun haricinde Aydin’in yazisinin hiçbir kismi degistirilmemistir, vesselam…
