• BIST 100

    11007,37%0,81
  • DOLAR

    42,52% 0,08
  • EURO

    49,52% -0,07
  • GRAM ALTIN

    5751,23% -0,02
  • Ç. ALTIN

    9322,75% 0,27

DR. VEHBI KARA


Sabetay Tarikati ve FETÖ


Osmanli devleti ve Türkiye Cumhuriyetini yaklasik 200 sene müddetince Sabetay Tarikati denilen Yahudi bir örgüt yönetmistir. Mason localari gibi bütün gizli örgütlerin içinde iste bu sinsi tarikat mensuplari yer almaktadir.

Kimseye hesap vermeyen fakat herkese hesap sorabilen bu tarikat mensuplari; silahli kuvvetler, medya, devlet bürokrasisi ve bankalar vasitasi ile daima güç kazanmis ve günümüze kadar gelmislerdir.

Fakat 15 Temmuz 2016 tarihinde yapilan askeri darbe kalkismasi sonrasinda devlet içinde yuvalandiklari merkezlerini bir bir terk etmek zorunda kalmislardir. Kaybettikleri kalelerin en önemlisi ise halkin seçmis oldugu yöneticileri her 8-10 yilda bir darbe ile alasagi eden Silahli Kuvvetlerdir.

Bu konuda bir Ingiliz’in yazmis oldugu kitaptan örnek vererek ne kadar dehsetli bir örgüt olduklarini göstermeye çalisalim:

Osmanli devletinin son döneminde bir erkan-i harp subayi yani bugünkü ismi ile “kurmay” sinifina mensup bir zabit ilk görev yeri olan Suriye’deki birliginden firar edip Istanbul’a kaçar. Burada 2. Abdülhamid’in hafiyeleri tarafindan yakalanir ve Sultan Ahmet Cezaevine konulur. Normal sartlar altinda böyle bir subayin askeri görevine devam etmesine imkân yoktur. Fakat is Sabetay Tarikatina mensup olunca degisir tabiî ki.

Nitekim Sabetayci Pasalar derhal devreye girerek bu subayi hapishaneden çikarip dogruca askeri birligine teslim ederler. Hikâye burada bitmiyor. Bu subay 31Mart Vakasinda Hareket Ordusunda görev yaparak 2. Abdülhamid’in devrilmesine kadar giden süreçte önemli görevlerde bulunur.

Daha sonra Balkan Savasinda Tekirdag Çikarmasinda basarisiz oldugu halde daima Sabetayci Pasalarin ve büyüklerinin yardimi ile terfi eder. Çanakkale Savasi esnasindaki bir taarruzda 10 bin askerimizin sehit düsmesine yol açan bir tümenin komutanliginda bulunur. Bu durum onun Osmanli Pasasi olmasina mani olmaz. Nitekim çok büyük bir bozgun yasadigimiz Nablus Savasinda birligini bassiz birakip kaçarak Toros daglarinin kuzeyine kadar gelir.

Osmanli Devletinin son döneminde bu zabit gibi hayati basarisizliklar içinde oldugu halde daima terfi edip general ve amiral olan Sabetay tarikatina mensup kisiler vardir. Bunlar adam kayirmaciligi ve Masonluk gibi önemli destekler sayesinde Türkiye Cumhuriyetinin en önemli kurumlarinda yönetici olmaya devam etmislerdir. En son örnegini ise 15 Temmuz’daki FETÖ kalkismasinda görmüstük.

Peki, FETO ile Sabetay Tarikatinin iliskisi nasildir? Iste bu makalemizde bu konuyu isleyerek ülkemizin kanini emen bu sinsi örgütlerin içyüzünü ortaya çikarmaya çalisalim:

1492'de Kral, Ispanya’daki Müslümanlarla birlikte bütün Yahudileri kovmustu. Göçe zorlanan Yahudiler, hangi ülkeye basvurmussalar da; daima ret cevabi almislardi. O tarihte Padisah olan 2. Bayezid ise Osmanli topraklarinin kapilarini Yahudilere açmisti.

Bu padisah Kemal Reis komutasinda Osmanli donanmasini Ispanya’ya göndererek, yaklasik 150 bin Yahudi’yi Osmanli topraklarina getirmisti. Osmanli vatandasi yapilan Yahudiler; Istanbul, Edirne, Selanik, Izmir, Manisa, Bursa, Gelibolu, Amasya, Patros, Korfu, Larissa ve Manastir’a yerlestirildiler. Iste Hiristiyanlarin Engizisyon Mahkemelerinden kurtarilan Seferad Yahudileri içinden bir tanesi “Mesih” iddiasi ile ortaya çikarak bütün Yahudileri karistirmaya yetmisti.

Sadece Yahudilerle kalsa iyiydi. Osmanli Devleti de; bu kisinin kurdugu tarikatin gizli entrikalari sonucu batmisti.  Iste Sabatay Sevi, bu tarikata kendi ismini veren bir kisiydi. 17. yüzyilda Izmir Agora'da dogmus 22 Yasindan itibaren Mesihlik iddiasinda bulunmustu.

Sevi, bütün dünyayi kötülüklerden arindiracagina ve tüm Yahudileri mukaddes toprak olarak saydiklari Israil’e götürerek orada yeniden Süleyman tapinagini insa edecegine Yahudilerin bir kismini inandirmisti.

Osmanli devletinin her yerindeki Yahudiler arasindan binlerle sayilan müritler edinmisti. Izmir'den Istanbul'a geçmis fakat buradaki Yahudiler kendine tepki gösterince Selanik'e gitmisti.

Sevi, Selanik'teki ilk günlerinde Mesihlik iddiasinda bulunmazken zekâsiyla Selanikli Yahudileri kendisine hayran birakmis hatta evinde misafir oldugu bir Yahudi, kendisine kizini vermisti. Fakat burada yeniden Mesihlik iddiasinda bulununca; Yahudiler ikiye bölünmüstü.

Yahudi hahamlar, Mesihlik iddiasi yüzünden kendisine sert tepki gösterince Selanik'ten ayrilip Izmir'e dönmüs ardindan da ikinci kez Istanbul'a gitmisti. Tepkiler devam edince 1659'da babasinin yanina yeniden Izmir'e geri gelmisti.

Fakat bu sefer de Izmirli hahamlar Sevi’yi Padisah’a sikâyet etmislerdi. Sevi tutuklanip Padisah 4. Mehmet'in huzuruna çikarilmis ve yargilanmasi için bir divan kurulmustu. Divan’da Yahudiler arasinda fitne çikardigi söylenip imtihana tabi tutulacagi kendisine söylenmisti.

Divan, Sevi’ye su karari teblig etmisti. “Sabatay Sevi soyunacak, vücudu en maharetli okçulara nisangâh yapilacakti. Eger atilan oklar Mesihlik iddiasindaki Sevi’nin vücuduna islemezse, Padisahin kendisini resmi olarak Mesih ilan edecekti. Çünkü Yahudi inancinda Mesih’e; kiliç, ok, tüfek, kursun islemez, ates yakmaz hatta suda bogulmaz diye bir inanç bulunuyordu.

Divan, Sevi’nin sahtekârligini ortaya çikarmak istedigi için bu sekilde karar almisti. Fakat Divan heyetinin bu teklifi karsisinda Sabatay Sevi, “Adiyo santo! (Ispanyolca Kutsal Melek)” diyerek titremeye baslamis ve sonrasinda Mesihlik iddiasini reddetmisti.

Padisah ve divan heyeti onun bu reddinden tatmin olmamisti. Hekimbasi Mustafa Fevzî Efendi, Sevi’ye Müslüman olmasini teklif etmis eger kabul etmedigi takdirde fitne ve karisiklik çikarmaktan dolayi ceza alacagini söylemisti.

Sevi, Yahudi dönmesi Hayatizade'nin tavsiyesi üzerine caninin bagislanmasi karsiliginda "Bu can bu bedende kaldigi sürece..." diyerek kelime-i sehâdet getirmisti. Vânî Mehmed Efendi; “Bu adamin, Müslümanligi yürekten hisler ve ihlâsla kabul ettigine kâni degilim. Fakat dinimiz kuskuyu onaylamaz ve kisinin imani üzerine hüküm ancak Allah'indir. ...” demis ve divan bu sekilde sonuçlanmisti.

16 Eylül 1666'da Divan huzurunda Müslüman olan Mordehay oglu Sabetay Sevi, “Mehmet” ismini alarak hamama götürülmüstü. Gusül abdesti aldirildi ve kendisine Müslüman giysisi kürk ve hil'at giydirildi.

Sevi'nin Müslüman olmasi, Yahudiler arasinda saskinlik meydana getirmisti. Hahambasilik ise bunu sevinçle karsilamis zira Müslüman oldugu için Sevi'yi dinden çikmis sayarak bu fitneden kurtulacagini zannetmisti.

Pesinden giden Yahudilerin büyük çogunlugu onun Mesih olmadigina inanarak Yahudi inancina geri dönmüs fakat 250 ailelik bir topluluk ise Sevi gibi insanlari aldatarak Islamiyet’e geçmis gibi görünerek onun yolundan gitmeye karar vermisti.

1666’dan sonra bu 250 aileye dönme adi verilmis fakat kesin olarak Müslümanliga dönmedikleri için yine de süphe ile bakilmaya baslanmisti. Çünkü Müslüman isminden baska bir de Yahudi ismi tasiyor gizlice eski inançlarina benzer bir sekilde yasiyorlardi.

Sevi, zaman zaman Izmir’den Istanbul ve Selanik'e gidiyor bir süre Edirne’de Hizirlik yakinlarinda bulunan bir Bektasi tekkesine devam ediyordu. Fakat bu tekke 1641-1642 yillarinda "süpheli" bulunarak Osmanli devleti tarafindan kapatilmisti.

Sabetay Sevi ve tarikati bu sefer Izmir’i üs edinmis sayilari artinca da bir kismi Selanik’e geçmisti. 1673 yilinda Kuruçesme’de bir evde yaptigi ayin sirasinda Sabetay Sevi yani Müslüman olduktan sonraki adiyla Aziz Mehmed Efendi,  bir elinde Kur’an, bir elinde Tevrat oldugu halde görülmüstü. Bu nedenle Sevi ve tarikatinin Müslüman olmadiklari kesinlikle ortaya çikmisti.

Aziz Mehmed Efendi bu hatasi yüzünden defa daha yargilandi ve bugünkü Karadag sinirlari içinde bulunan Ülgen’e sürgün edildi ve 1676 yilinda burada öldü.

Ölümünden sonra Selânik’te toplanan tarikat mensuplarinin bir kismi, esi Ayse’nin kardesi Yakup Çelebi etrafinda birlestiklerini ilan ettiler. Fakat bunu kabul etmeyenler de oldu. Kabul etmeyenler arasinda da ayriliklar oldu ve üç parçaya bölündüler. Yakubiler, Karakasiler ve Kapancilar olarak anilan bu üç gurup arasinda büyük kavgalar olmustur. Müslümanlardan kiz alip vermedikleri gibi kendi guruplarindan baskasi ile evlilige müsaade etmediler.

17. Yüzyilin sonlarinda yaklasik bin kisi olan bu tarikat mensuplari, daha sonra binlerce kisilik bir büyüklüge ulasmislardi. 1923 yilinda Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi uyarinca; Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan Kralligi'nin kendi vatandaslari din esasi üzerine zorunlu göçe tabi tutulunca; Selanik’te yasayan 10 bin civarindaki Sabetay mensubu kâgit üzerinde Müslüman göründügü için ülkemize gelerek bürokraside önemli noktalara geldiler.

Mason localarinda çevirdikleri gizli ve sinsi entrikalar sayesinde zengin olmuslardi. Çocuklari ülkenin en iyi okullarda okumaya baslamislardi. 20. Yüzyilin ortalarinda ise Fetullah Gülen adi verilen büyük bir zindigi kesfetmislerdi. Iste Izmir’de baslayan bu Sabetay tarikati ve FETÖ örgütlenmesi ülkemizin çok büyük badireler atlatmasina neden olacakti.

Her iki yapinin Izmir gibi Türkiye’nin üçüncü büyük sehrinde ortaya çikmasi bir tesadüf degildir. Zira Izmir’de zaten hatiri sayili bir Yahudi nüfus vardi. Selanik’ten gelenlerle birlikte sayilari ikiye katlanmisti.

Izmir’de geçmiste otuz dört tane sinagog yer almasina ragmen günümüze kadar sadece dokuz tanesi ulasmisti. Çünkü Sabetay Tarikati Yahudi toplumu üzerinde önemli bir konuma yükselmis sahte Müslüman olduklarindan dolayi kendilerini belli etmemek için sinagoglara gitmemeye baslamislardi.

Iste Izmir Sabetay Tarikati gibi Fetullah Gülen örgütünün de kurulus merkezi durumundadir. Zira ilk olarak Izmir’de Kestanepazari Camisi’nde kurulan FETÖ; Izmir’de büyümüstür. Günümüzde de Izmir ve civari FETÖ’nün yogunlastigi bölgelerden bir tanesidir.

Fetullah Gülen’in ailesi Ahlat ilçesinden namus meselesi yüzünden Erzurum’un Pasinler ilçesine gelmistir. Fakat bu zindik, Erzurum gibi dindar bir sehrimizde barinamadigi için Izmir gibi Sabetay Tarikatinin yogun oldugu bu yöreye yerleserek kirli aglarini örmeye baslamislardir.

Ne tesadüftür ki; FETÖ’nün teskilatlanmaya basladigi Kestanepazari’ndaki sokak ayni zamanda Sabetay Sevi’nin yasadigi sokakti. Fetullah Gülen’in özel olarak atandigi Kestanepazari Camisi, Sabatay Sevi’nin yasadigi sokagin basinda ve evine bakan bir mevkide bulunuyordu.

Harap haldeki bu cami, 1667-1668 yillarinda Ahmed Aga tarafindan yeniden insa edilerek bugünkü Kestanepazari Camisi olmustu. Caminin yeniden yapilis tarihi ise Sabetay tarikatinin baslangiç yillari ile çok yakindan alakalidir. Çünkü Sabatay Sevi 1666'da canini kurtarmak için Müslüman olmus ve kendisini gizlemek adina bir sene sonra evinin sokaginin basina bu caminin yapilmasi saglanmistir.

Sabetay Tarikati, Osmanli zaptiyeleri tarafindan sürekli takip edildigi ve halki Müslüman olduklarina inandirmak için bu camiye gelip gitmeye baslamislardi. Sevi’nin ölümünden sonra da taraftarlari Kestanepazari camisine gitmeye devam ettikleri için Kestanepazari Camisi, Sabetay tarikati tarafindan kutsal kabul edilen bir mekân olarak bilinmektedir.

Cumhuriyet Döneminde de Sabetaycilar bu camiye gelip, ellerini yüzlerini duvarlarina sürerlerdi. Kestanepazari Ögrenci Yetistirme Dernegi Baskaninin söyle dedigi ifade edilmistir: “Inanin oraya üniversiteli kizlar geliyorlar, tipki aglama duvarinda yaptiklari gibi taslari öpüp ellerini sürüyorlar”. 

Iste Kestanepazari Camisi, sadece Sabetaycilar için degil, FETÖ’cüler için de kutsaldir. Tapu kadastro memuru olan birisi; Sabetay Tarikati tarafindan kisa sürede fahri vaiz yapilip ardindan da jet hiziyla Sabetaycilarin kutsali olan Kestanepazari Camisine atanmisti.

Camide Islam disi vaazlar verdigi için sikâyet edildigi için vaizlikten atilmasi beklenirken, ayni Osmanli erkâni harp subayi gibi terfi ettirilmis Diyanet Isleri Baskan Yardimcisi yapilmisti.

FETÖ örgütünün kurucularindan olan bu kisi o sirada Fetullah Gülen’i yetistirmekle görevlendirilmisti. Gülen, Diyanet teskilatindaki bu kisiler tarafindan ilkokul mezunu oldugu halde vaiz yapilmisti. Ardindan da Kestanepazari Camisine atanarak fitne faaliyetlerine buradan baslamisti.

Fetullah Gülen, Kestanepazari Camisine atandiginda caminin bahçesindeki bir barakada kaliyor ve Mesihlik iddiasinda da Sabetay Sevi’yi takip ediyordu. Hatta kendisine “Isa” yakistirmasi da yapilmis çok tepki görünce “Mehdi” oldugu sayiasini yaymistir. Öyle ki; FETÖ mensuplarinin çogunlugu bu yalana hala inanmaktadir. Hapishanelerde kaldiklari ve suçlari kameralarla teshis edildigi halde hala Mehdinin kendisini kurtaracagina inanan çok sayida FETÖ mensubu bulunmaktadir.

Örgüt mensuplarinin iyice arastirilip derinine inildiginde aslinda Sabetay tarikatinin bir parçasi oldugu ortaya çikacaktir. Zira hem yurt içinde hem de yurt disinda maddi ve manevi olarak Sabetay Tarikatindan beslendigi çok açiktir. ABD’nin Türkiye gibi önemli bir ülkeyi karsisina almasinin hatta onca baskiya ragmen neden hala Gülen besleyip semirtmesinin sebebi; Sabetay Tarikati ile iliskisinden dolayidir, vesselam…

Yazarın Diğer Yazıları


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.