Yeni egitim yili basladi. Neredeyse bütün medya kuruluslari kovid salgini nedeni ile yapilamayan ve bu sene yapilacak yüz yüze egitimi konusuyor. Hâlbuki bundan çok daha önemli bir konu var. Neredeyse hiçbir egitimcinin dile getirmedigi bu konuyu da ben dile getireyim.
Ilkokuldan baslayarak yüksek okul egitimine kadar karsilastigimiz en ciddi problem “tek tipçi” egitimdir. Zavalli çocuklarimiza okula basladiklari ilk günden yüksekokul diplomasi aldiklari son güne kadar “farkli düsünceye sahip olan insanlara saygi duyma” konusunda gerekli bir egitim verilmemektedir.
Bilakis halifelikle ilgili bir yasa tartismasi esnasinda meclis kürsüsünden söylemis olunan “ihtimaldir ki bazi kelleler kesilecektir” sözüne uygun bir sekilde tek partili ve tek tipçi egitim dayatilmakta özgürlügü bogan militarist ve otoriter yönetim konusunda güzellemeler yapilmaktadir.
Bu hususta bir okulun rektörüne söylemis oldugum egitim ile alakali su hususu tekrarlamam gerekiyor.
“Sayin Rektör. Tek tipçi anlayis ile yetistirdiginiz ögrenciler ya devrimci olur ya da darbeci olurlar. Her 8-10 yilda meydana gelen askeri darbelerden bu millet artik yoruldu. Lütfen insan haklarina ve farkli düsüncelere saygi gösterilmesi hususunda yöneticisi oldugunuz bu üniversitede gayret gösterelim”
Rektör beyin bana olumsuz ve ters bir cevap verecegini beklerken ummadigim bir sekilde cevap aldim. “Merak etmeyin. Biz artik ders müfredatina demokrasi dersi koyduk” dedi.
Sanki yüksek okul ögrencilerine farkli bir ders konuldugunda her sey güllük gülistanlik olacak. Fakat ben yine de sevindim. Çünkü en azindan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) genel baskanlarinin agzindan çikan her sözün emir hatta tartisilmasi dahi mümkün olmayan kutsal bir vatani görev oldugunu söyleyen egitimcilerden farkli bir söylem ve durumla karsilasmistim.
Evet, ne yazik ki egitim sistemimiz tek partili yönetime; “özgürlük rejimi ve demokrasi” diyecek kadar akil ve bilimden uzak bir anlayisi sergilemektedir. Halihazirda bir deli gömlegini bu millete geçirmeye çalisan fasistler bulunmaktadir. Akli basinda hiçbir siyasetçi veya akademisyen “Yahu! durun bu yol bir çikmaz sokaktir. Canimiz cigerimiz evlatlarimiza “tek partili, militer ve otoriter” yönetimleri sevdirecek sekilde okullarimizda gençlerimizi zehirleyen müfredati anlatmayin” diyemiyor.
Basarilarin tamamen bir milletin hakki oldugu, basarisizliklarin ise devlet yöneticilerine yüklenmesi gereken bir durum oldugunu söyleyecek bir Allah’in kuluna rastlayamiyoruz. Bunun yerine; tek bir kisiyi ilahlastiran, basari ve galibiyeti bir kisiye indirerek küçülten ders kitaplari ile karsi karsiya kaliyoruz.
Su aci gerçegi artik kabul etmek zorundayiz. Türkiye Cumhuriyeti çok partili hayata geçtigimiz 1946 yilina kadar; tek partili ve farkli düsüncelere tahammül edemeyen bir yönetim sistemine sahipti. Hatta çok partili yönetim açisindan Osmanli Devleti, neredeyse 70 yil Cumhuriyetimizden ilerideydi.
Mübalaga yapmiyorum. 23 Aralik 1876 yilinda Ikinci Abdülhamid tarafindan Birinci Mesrutiyet ilan edilmisti. Osmanli Meclis-i Mebusan’inda çok farkli dinden ve siyasi görüsten mebuslar vardi. Nihayet 1946 yilinda Batili devletlerin baskisi ile çok partili hayata geçtik. Fakat bunun sancilari da hileli seçimler nedeni ile 1950 yilina kadar devam etti.
Son zamanlarda çok sik ifade edilen “kurucu degerlerimiz” konusunda çok büyük yalanlar ve gerçeklere taban tabana zit fikirler pervasizca dile getirilmektedir. Örnegin 23 Nisan 1920 Cuma günü Meclisimiz, dualar, Kuran ve Buhari hatimleri ile törenle açilmis iken; bunun aksine seküler, din ve vicdan özgürlügüne tahammül edilmeyen bir sekilde ifade edilmektedir.
Ilk ve Ikinci Meclisimizde Birinci Gurup, Ikinci Gurup, Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi, Türkiye Komünist Partisi, Yesilordu gibi çok farkli siyasi partiler mevcuttu. “Istiklal mahkemeleri” adi verilen ve “bas üstünde bas ve tas üstünde tas birakmayan” bir militarist anlayisla bu partilerin hepsi kapatilmistir. Daha sonra “Serbest Firka” isimli bir muvazaa yani “danisikli dövüs” adini verebilecegimiz bir parti yerel seçimlerde basarili olmustu. Bu sefer de “Menemen Olayi” adi verilen ve uyusturucu müptelasi birkaç kisinin organize ettigi anlasilan kiskirtma sonucunda ikinci çok partili hayata geçis gayreti de önlenmistir.
Son söz olarak sunu söylemek isterim ki; Ak Parti hükümeti egitim ve ögretim konusunda büyük bir basari göstermistir. Ders kitaplarinin ücretsiz dagitimindan tutun da yeni dersliklerin açilmasina kadar fiziki sartlar konusunda hiçbir dönemde yapilmayan gelismelere sahit olmus durumdayiz. Fakat ders müfredati, farkliliklara tahammül, özgürlükler ve çogulcu anlayis noktasinda, ne yazik ki ayni basarinin gösterildigini söyleyemem.
Kisa bir zaman önce atanan Milli Egitim Bakanimiz Mahmut Özer’e basarilar diliyorum. Din ve vicdan özgürlügü, çaga uygun müfredat ve çogulcu anlayis konusunda cigerparelerimiz olan çocuklarimiz daha güzel bir egitimi hak etmektedirler. Nasil ki teknolojik gelismelerde dünyanin en basarili hamlelerini yapiyoruz; ayni sekilde dünyanin gerisinde kalmayan bir egitim anlayisini getirmesi için kendisine dua ediyorum, vesselam…
