“Nurcu” ifadesi, sanılanın aksine, bizzat Bediüzzaman Said Nursî ve onun talebeleri tarafından kullanılan bir öz tanım değildir. Bu adlandırma, tarihsel süreçte dışarıdan, özellikle resmî ve akademik çevrelerce yapılmış; zamanla yaygınlaşmıştır. Meseleyi kronolojik ve kaynak temelli biçimde ele almak, kavram karmaşasını gidermek açısından önemlidir.
Bediüzzaman, kendisi ve talebeleri için daima “Nur talebesi” veya “Risale-i Nur talebesi” ifadelerini kullanmıştır.
–cu / –ci ekiyle kurulan aidiyet adlarını (Nurcu, Nakşici, Kadirici gibi), fırkalaşma ve tarafgirlik çağrışımı taşıdığı gerekçesiyle tercih etmemiştir. Nitekim Risale-i Nur külliyatında “Nurcu” kelimesi bir öz tanım olarak yer almaz. Bu yönüyle “Nurculuk”, içerden doğmuş bir ekol adı değil; sonradan yapılmış bir tasniftir.
“Nurcu” ifadesinin ilk kullanımı, 1930’lar ve 1940’larda Tek Parti dönemi resmî çevrelerine dayanır. Emniyet, mahkeme ve mülkiye raporlarında “Nurcular”, “Nurcu zümre”, “Nurculuk cereyanı” gibi ifadeler görülmeye başlanır.
Bu adlandırmanın temel amacı, Risale-i Nur etrafında yürüyen dağınık iman hizmetini tek bir kategori altında toplamak; dolayısıyla takip ve yargılamayı kolaylaştırmaktır. Bu bakımdan “Nurcu” kelimesi, ilk kez bürokratik-resmî dil içinde şekillenmiştir.
1950’lerden sonra çok partili hayata geçişle birlikte sosyologlar, ilahiyatçılar ve gazeteciler, Risale-i Nur hareketini tanımlamak üzere “Nurculuk” terimini analitik bir etiket olarak kullanmaya başlamıştır. Bu kullanım, tanımlayıcıdır; içeriden bir kimlik beyanı değil, dışarıdan bir gözlemin ürünüdür.
İlk dönem Nur talebeleri, “Nurcu” ifadesini kullanmaktan özellikle kaçınmıştır. Ancak 1960’lardan sonra medya, siyaset ve sosyolojik tartışmalarda terimin yaygınlaşmasıyla birlikte, bazı mensuplar tanınabilirlik amacıyla bu ifadeyi mecburen kullanır hâle gelmiştir.
Bu noktada kullanım bir kimlik değil; çoğu zaman “Nurcu diye bilinen kesim” şeklinde atıf mahiyetindedir.
“Nurcu” adını ilk kullananlar, Bediüzzaman ve talebeleri değil; devletin resmî dili ve dış gözlemcilerdir. Nur hareketi, kendisini mezhep, tarikat ya da klasik anlamda bir cemaat olarak değil; İman ve Kur’an hizmeti olarak tarif eder. Kavramın tarihsel bağlamı doğru okunduğunda, tercih edilen ifade ile atfedilen etiket arasındaki fark açıkça görülür.
Kategori: Analiz