Kalabalıkta, ayaküstü, çoğu zaman ısrarla uzatılan bir telefon…
Ne plan var, ne kurgu, ne de özel bir davet.
Kamusal alanda, anlık bir karşılaşma.
Ancak bugün bazı çevreler için bu kare, ağır suç isnatları üretmeye yetiyor.
Süleyman Soylu’ya, İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemde ya da sonrasında, sokakta karşılaştığı insanların ısrarı üzerine çektirilen fotoğraflar üzerinden yürütülen linç kampanyası; hukuki değil, ideolojik bir saldırıdır.
Çünkü ortada suç yoktur.
Ortada örgütsel bağ yoktur.
Ortada kasıt yoktur.
Sadece bağlamından koparılmış bir kare vardır.
Ceza hukukunun temel ilkesi açıktır:
Ceza sorumluluğu şahsidir.
Bir kişinin başka birinin fiilinden sorumlu tutulabilmesi için;
Bilgi
İrade
Süreklilik
şarttır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatları nettir:
Tesadüfi temas, kısa süreli görüşme ya da kamusal alanda aynı karede bulunmak suç delili değildir.
Tokalaşmak suç değildir.
Fotoğraf çektirmek suç değildir.
Ayaküstü verilen bir poz, örgütsel ilişki sayılmaz.
Aksi yöndeki her yorum, hukukun değil linç kültürünün ürünüdür.
Bugün bu fotoğrafları manşete taşıyan sözde medya çevrelerinin geçmişine bakıldığında tablo çarpıcıdır.
Darbecilerle verilen samimi pozlar…
Terör örgütlerinin siyasi uzantılarıyla kurulan açık temaslar…
Hırsızlık ve yolsuzluğu adli makamlarca tescillenmiş isimlerle çekilmiş düzinelerce fotoğraf…
O gün susanlar,
o gün görmeyenler,
o gün “gazetecilik” hatırlamayanlar…
Bugün bir kareye sarılıyor.
Çünkü başka anlatacak hikâyeleri kalmadı.
Bu saldırıların sebebi bir fotoğraf değildir.
Sebep, çıkarın kesilmesidir.
Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde;
devletin içine çöreklenmiş, dokunulmaz zannedilen yapıların üzerine gidildi.
Trol ağları, beslemeli medya düzeni ve karanlık ilişkiler ilk kez bu denli açık teşhir edildi.
Kovanına çomak sokulanlar bugün bağırıyor.
Dünü unutturmak isteyenler, bugünü çarpıtıyor.
Algı üretimi, evrensel bir yöntemdir.
ABD’de Barack Obama, bir resepsiyonda el sıkıştığı bir isim üzerinden aylarca “terörle temas” ithamına maruz kaldı.
Fransa’da Macron, sokakta çekilen bir selfie karesiyle radikal gruplarla ilişkilendirilmeye çalışıldı.
Almanya’da Merkel, mülteci kampında çekilen bir kare nedeniyle hedef alındı.
Hiçbiri hukuki zeminde karşılık bulmadı.
Çünkü hukuk, fotoğrafa değil delile bakar.
Satılık olanın bir kez satıldıktan sonra hep bir bedeli vardır.
Bugün Ali öder, yarın Veli.
Bu yüzden insan sormadan edemiyor:
Yürüyen davalara rağmen bu ödemeler hâlâ aksamadı mı?
Yoksa bu kez kaynak okyanus ötesinden mi sağlanıyor?
Çünkü bu metinlerin dili gazetecilik dili değil;
siparişin, yönlendirmenin, talimatın dilidir.
Bir fotoğraf karesiyle tarih yazmaya kalkışanlar, aslında kendi çaresizliklerini ifşa ediyor.
Çünkü delili olmayan bağırır,
hakikati olmayan iftira eder.
Devleti hedef alanların kadrajı dardır.
Gerçek ise hiçbir objektife sığmaz.
Ve gün gelir, herkes kendi karesinin altında yazanla anılır.