Bir gazeteci olarak yıllardır pek çok davete katıldım.
Açılışlar, kahvaltılar, iftar programları, toplantılar…
Gittiğim her yerde not aldım, izledim, gözlemledim.
Ama son yıllarda gördüğüm bir şey var ki, içimi en çok sızlatan meselelerden biri hâline geldi:
Gıda israfı.
Özellikle açık büfe sofralarda…
Masaya getirilen onlarca çeşit yiyecek, rengârenk tabaklar…
Ama sofradan kalkıldığında geriye kalan manzara hep aynı:
Dokunulmamış ekmekler, yarısı yenmiş tabaklar, çöpe giden nimetler.
Kahvaltılara davet edildiğimde hep şuna dikkat ederim:
Az alırım.
Yiyebileceğim kadar alırım.
Çünkü biliyorum; tabağa aldığım her lokmanın bir vebali var.
Ama bazen yan masalara bakıyorum…
Tabaklar adeta doldurulmuş.
Daha ilk bakışta belli:
Bu kadar yiyecek yenmeyecek.
Ve çoğu zaman da yenmiyor zaten.
O an içim sızlıyor.
Çünkü gözü doyuyor ama mide doymuyor.
Bir sahne var ki, hâlâ gözümün önünden gitmez.
Bir belediyenin iftar programına katılmıştım.
İftar sonrası masalar toplanırken, açılmamış baklava kutularının çöpe atıldığını gördüm.
Dayanamadım, görevliye yaklaştım:
“Niçin bunları atıyorsunuz?
İsraf değil mi?
İhtiyaç sahiplerine versenize…”
Aldığım cevap beni adeta çivilemişti:
“Abi biz veremeyiz.
Eve de götüremeyiz.
Yasak.
Bize ‘kimseye verilmesin, çöpe atın’ dediler.”
O an şok oldum.
Bir toplum, açılmamış nimeti çöpe atacak noktaya nasıl gelir, bunu düşündüm.
Daha doğrusu, nasıl bu kadar normalleştirir, onu düşündüm.
Oysa biz Müslüman bir toplumuz.
İsrafın dinimizdeki yerini bilmeyen yok.
Kur’an-ı Kerim’de açıkça buyuruluyor:
“Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
(A’râf Suresi, 31)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) ise
abdest alırken bile suyu ölçülü kullanmayı öğütlerken,
bizim sofralarımızda bu savurganlık nasıl bu kadar sıradanlaştı?
İsraf sadece ekonomik bir kayıp değildir.
İsraf, nimetin kıymetini bilmemektir.
İsraf, başkasının yokluğunu görmezden gelmektir.
İsraf, farkında olmadan kalbi köreltir.
Bir yanda çöpe giden ekmekler,
diğer yanda aç yatan insanlar…
Bu çelişkiyi ne ekonomiyle, ne siyasetle, ne de mazeretlerle açıklayabiliriz.
Bu ancak vicdanla açıklanır.
Kimseyi suçlamak için yazmıyorum bunları.
Ama hatırlatmak için yazıyorum.
Çünkü nimet, çöpte değil;
kıymeti bilinen sofrada berekettir.
Kategori: Tüketim
Sizce israf günlük hayatımızda neden bu kadar normalleşti? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.