M.Nuri Bingöl

Tarih: 01.08.2021 01:23

Ikiyüzlülügün Alfabesi

Facebook Twitter Linked-in

Devekusuna:
“Gel, yük tasi…” demisler, bizim meshur kusumuz kasila kasila ve büyük bir kibirle kanatlarini olabildigince uzun göstermeye çalisarak;
“Ben yük tasiyacak kadar alçalmadim daha, hem de tasiyamam, çünkü bir kusum” der.
Bu sefer üstelemisler açikgöz hayvana; “hirsizi inine kadar kovalamak” deyimini yasamak istercesine…
“Eger kus oldugunu söylüyorsan, o zaman bu uzun kanatlarla uç da görelim.”

Bizim bedbaht, kendini akilli sanan ve kibrinden, tefahurundan, “ene”sinden dolayi tuzagi göremeyen zavalli hayvan, bu sefer de baska türlü konusmus:
“Yok öyle yagma, ben ayni zamanda bir deveyim, seklimi görmüyor musunuz?” diye kargalari bile güldürecek cevap vermis.

Cemiyet hayatimizda bu tip insanlarin gittikçe çogaldigini fark etmek, -çoklarini bilemem ama- beni oldukça düsündürüyor.

***
Sayfalarina müracatla sereflendigim Münazarat isimli eserin bir sayfasinda Bediüzzaman Hazretleri, söyle bir soruyla karsilastigini beyan ediyor.

“Sabi-yi müteseyyih ile hakiki ehl-i kalbi nasil fark edecegiz?”
Yani “çocuklasmis seyh” ile hakiki bir kalp ehlinin arasindaki fark soruluyor Üstad’a. Verdigi cevap ve yaptigi açiklama pek mânidar, Islam Âlemi’nin hâla kanayan yarasina nester atma mânasindadir:

“Velâyetin, seyhligin, büyüklügün se’ni (geregi) tevâzu’ ve mahviyettir. (alçakgönüllülüktür) Tekebbür ve tahakküm degildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteseyyihtir. (Demek insanlara kibirlenen ve onlari aslinda olmayan faziletinin esiri gören kisi ya da grup -camia-, gerçek seyh degil, ancak çocuklasmis bir zihniyettir. Siz de büyük tanimayiniz.” (Nursi Said, Münazarat, 24)
Yine ayni sayfanin devaminda, açiklanan bu durumun sebebini soruyor o muhitin reisleri:
“Neden tekebbür küçüklük alâmetidir? (Gurur ve baskasina tafra atma neden küçüklügün göstergesidir?)

“Zira her bir insan için, içinde görünecek ve onunla nâsi temâsâ edecek (insanlari seyredecek) bir mertebe-i haysiyet ve söhret vardir. (bir haysiyet ve söhret derecesi vardir) Iste o mertebe eger kamet-i istîdadindan daha yüksek ise (kabiliyet ve feyzinin boyundan daha yüksekteyse); o, o seviyede görünmek için (yani “olmadigi mânanin sahibi”ymis gibi görünmek için) tekebbür ile (ona buna tafra atarak) ona uzanip tetavül ve tekebbür edecektir. (uzanmaya çalisip, gurur içine girecektir.) Sayet kiymet ve istihkaki daha bülend ise (kendisinin feyiz ve iman boyu o pencereden daha yüksekse), tevâzu ile tekavvüs edip (egilerek alçakgönüllülük gösterip) ona egilecektir. (Nursi Said, Münazarat. S.24)
Üstad’in izah buyurdugu kimselerin cemiyete en büyük zarari ise, bu tavri din adina – veya bir hizmet gruba adina- yapiyormus gibi göstermesi, terim mânasiyla (istilahî tabiriyle) bir nevi “bid’a” içine girmesidir.

Bahsettigim sayfanin bir ilerisinin söyle devam ettigini çok dostum bilir: “Sual: Simdiki seyhlerden ne istersin? (Dikkat buyurun, günümüzden bahsediyor.)

Seyh’in lügavî mânasi asikar; efendi, seyyid. Kendini “efendi” yerine koyan ya da bir grup marifetiyle koyduran kisi de, demek ki bir tarikat seyhi, mesabesindedir.

Ilave eder Üstad: “Cevap: Dâima onlarin demdemelerinin mevzuu (gevezeliklerinin konusu) olan ihlâsi (Allah rizasina uygun ameli); hem de tekke denilen mânevilesmis kislalarda, tarîkat denilen ruhanîlesmis askerlikte ona murabit olduklari (onu yapmaya mecbur olduklari) cihad-i ekberi (Hadis’in hükmünce, nefisle mücadeleyi) ve terk-i iltizam-i nefsi (nefsinin kötü isteklerini birakmayi); hem de onlarin siâri olan, zühdün mânasi olan terk-i menâfi-i sahsiyeyi (sahsi çikarini terk etmeyi); hem de dâima iddiasinda bulunduklari ve mizac-i Islâmiyetin mâyesi (dinimizin temeli) olan muhabbeti (sevgiyi) isterim. Zira onlar, bizi istihdam ederek (kullanarak) ücretlerini almislar. Simdi bize hizmet etmek borçlaridir.”

[Çok zaman Bediüzzaman hazretlerinin, böylesi çocuklasmis bid’a taraftarlarina karsi kullandigi “Beni tehdit ile vazgeçiremezler. Hem dünya, hem âhiret hayatimi, her ikisini de elime almisim, tek hayatli olanlar meydanima çikmasin!” (Sahiner Necmettin, B.T. Bediüzzaman Said Nursi, 31) ifadesinin sebebini anlayamiyordum. Ne zaman ki Hazret’in Münazarat’taki “bid’a taraftari müteseyyihler” için kullandigi beyanlari okuyunca, bu hücumunun sebebini de kavradim.]

Peygamberimiz Efendimiz’in ( A.S.M) buyurdugu gibi “atese götürücü dalaletin ta kendisi olan bid’a” bu sapkinlik, biraz da yazinin basinda verdigim misale benziyor.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —