Günümüz dünyasinda artik yerel bakistan çok küresel vizyon gelistirmenin önemli oldugu bir dönemde yasiyoruz. Dünyayi bir bütün olarak ele almaliyiz. Zira dünya artik büyük bir köy konumuna gelmistir. Sinirlar kalmis, insanlarin birbiri ile iletisim kurmalari kolaylasmistir. Bu kolayliklar beraberinde seffafligi getirmistir.
Artik dünyamizda herkes birbirine karsi dürüstlükte yarisir olmalidir. Iyiliklerin bütün dünyayi çepeçevre kusattigi bir dönem yasamaliyiz. Iyiliklerin yaristigi bir dünyayi kurmak zorundayiz. Bunun için herkese düsen görevler vardir. Herkes asgari düzeyde üzerine düseni yaparsa dünya daha yasanilabilir bir hale gelir.
Dünyaya bakisimiz bizim kendi kültür penceremizden olmalidir. Zira tarih boyunca bizim medeniyetimiz dünyaya refah sunmus, mutluluk getirmis, insanliga insanca bir hayat sunmus ve herkesin hayatina kolayliklar getirici adimlar atmistir. Iste bütün bunlar iyilikte yarisiyor olmamizin gereklerindendir. Kendi kültürümüzü ne kadar iyi tanirsak baska ülkelere ve dünyaya o kadar fazla güzellikler sunabiliriz. Ecdadimiz her yaptigi iste, insani hayatin eksenine koymustur. Insana yapilacak hizmet büyük mana ifade etmekte. Öyle ki; Insani yasat ki devlet yasasin felsefesi hâkim olmustur. Bizim kültürümüz, karamsarliga ve kötümserlige asla izin vermez. Bizim kültürümüzün mayasinda Hz. Mevlâna, Hz. Yunus ve onun gibi Horasan diyarindan gelen Anadolu erenleri vardir. Onlarin insanliga sunduklari sevgi misyonu vardir. Hz. Mevlana’nin “Gel ne olursan ol yine gel!” çagrisi iyilige açilan kapida bir mihenk tasidir. Kendimizi bizim kültürümüzle yogurdugumuzda bizden bir seyler söyler hale gelecegiz. O nedenle ne oldugunun önemi yok. Ne olacaginin önemi vardir.
Bütün kültürel degerlerimizin temelinde iyi insan olmak yatar. Iyi insan olmanin yolu da iyi ve güzel isler ile kendimizi donatmaktan geçer. Lokman Hekim “Iyilik insanin emniyet kemeridir” diye ifade eder. Iyilik bir insanlik sanatidir. Henry David Thoreau iyilik ile ilgili su manali sözü söylemistir:
“Iyilik hiçbir zaman bosa gitmeyen bir yatirimdir.”
Vaktiyle mali mülkü çok sevdigi söylenen bir zat bir gün hayirli hizmetler yapan bir vakif müdürüne gitmis. Bir kisim servet ve gayrimenkullerini vakfetmek istedigini anlatmis.
Kendisini taniyanlar sormuslar: "Sen mali mülkü çok seven zat degil misin?"
"Evet, mali mülkü çok severim!" demis. "Sen bunlari nasil vakfediyorsun, nasil vazgeçiyorsun?" gibi hayretlik suallere söyle cevap vermis:
"Dedikleriniz dogrudur. Ben mali mülkü çok severim, sevdigim için de onlarin dünyada kalmasina razi olmuyor, benimle ahirete gitmesini Istiyorum. Fâni olmayip bakilesmesi için ahiretime yatirim yapmak istiyorum. Malimi Allah’a satiyorum. Vakfedisimin sebebi budur."
Iste bu hikâye de anlatildigi gibi iyilikte yarismak, iyiligi yayginlastirmak, iyilikte öncü ve örnek olmak gerekir.
Iyilikler paylasildikça artan degerlerdir. Insan hayatinda yaptigi iyilikler kadar mutlu olur. Iyilik erdemin büyüdügü bir günes isigidir. Bu isigi her daim yakmamiz ve hiçbir zaman söndürmememiz gerekir. Iyiligi, hiçbir menfaat gözetmeksizin, sirf iyilik olsun diye yapmaliyiz. Ancak o zaman iyilikler yerini bulmus ve anlamini tamamlamis olur.
Hayatimizin her aninda iyilige adim atmamiz gerekir. Iyilikleri öyle çogaltmaliyiz ki bütün dünyayi sarmali herkesi kusatmalidir.
Yazimizi Epictetos’un sözleri ile tamamlayalim:
“Günes, isik ve sicagindan yarar saglamak için kendisine yalvarilmasini beklemez. Sen de günes gibi ol, beklenilen iyiligi senden istenilmeden yap.”