Türkiye'de her yıl yaklaşık 23 milyon ton gıda çöpe gidiyor.
Bu rakam artık bir istatistik değil, ahlaki ve sosyal bir krizdir.
Özellikle açık büfe kahvaltılar, israfın en görünür ve en acı yüzü hâline gelmiş durumda.
Masaya getirilen onlarca çeşit ürünün büyük bölümü dokunulmadan çöpe gidiyor.
Sorulduğunda cevap net:
"Gözü doyuyor, mide doymuyor."
Bu tablo, sadece ekonomik bir kayıp değil; vicdani bir çöküşün fotoğrafıdır.

![]()
Dünya genelinde yüz milyonlarca insan yeterli gıdaya ulaşamıyor.
Çocuklar açlıktan ölürken, bizde:
Bir lokma alınmamış peynirler
Tadına bakılmamış zeytinler
Sıcakken çöpe giden ekmekler
aynı gün, aynı saatlerde çöp bidonlarında son buluyor.
Bu artık sadece bireysel tercih değil; toplumsal sorumluluk meselesidir.
Sorunun kalbi çok net:
Açık büfe anlayışı (ne kadar çok, o kadar prestij algısı)
"Parayı verdim, alırım" mantığı
Denetimsizlik ve farkındalık eksikliği
Otel ve restoranlarda ölçüsüz servis politikaları
İşletmeler "müşteri memnuniyeti" derken, toplum sessiz bir kayıp yaşıyor.

Bu tablo kader değil. Çözüm net:
Açık büfelerde küçük porsiyon – tekrar alma sistemi
Yenmeyen ama hijyenik ürünler için gıda bağışı mekanizmaları
Otel ve restoranlara israf kriterli denetimler
Kamu spotları ve eğitim çalışmaları
Belediyeler ve STK'larla ortak projeler
İsrafı azaltmak, lüksü azaltmak değil; bilinci artırmaktır.
Bu konu daha önce de kamuoyunun gündemine taşınmıştı. Türkiye'de her gün milyonlarca ekmeğin çöpe gittiğine dikkat çekilen ve gıda israfının sadece ekonomik değil, vicdani ve ahlaki bir sorun olduğunun vurgulandığı haberde, israfın toplumsal boyutları ele alınmıştı.
"Gıda İsrafına Karşı Acil Çözüm Çağrısı başlıklı o haber, bugün gelinen noktada sorunun ne kadar derinleştiğini bir kez daha gözler önüne seriyor."
Sizce açık büfe sistemleri değişmeli mi? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.