Gece herkes uyurken birileri ayakta.
Kapılar kapandığında, ışıklar söndüğünde, sokaklar sessizleştiğinde…
Şehir aslında onlara teslim ediliyor.
Görmüyoruz. Duymuyoruz. Alkışlamıyoruz.
Ama sabaha güvende uyanıyorsak, birileri geceyi ayakta geçirmiş oluyor.
Güvenlik görevlileri, hayatın arka planında çalışan insanlar.
Bir sorun çıkmadığında fark edilmiyorlar.
Bir aksilik olduğunda ise herkesin gözü bir anda onlara dönüyor.
Oysa çoğu zaman yaptıkları şey, hiçbir şey olmamasını sağlamak.
Bu yüzden görünmezler.
Gecenin sessizliği romantik görünür.
Ama o sessizlik, uyanık kalan için zordur.
Soğukta beklemek…
Yağmurda ayakta durmak…
Bayramda, tatilde, gecede gündüzde aynı ritim…
Çoğu insan için gece dinlenme vaktidir.
Onlar için ise sorumluluğun en ağır olduğu saatler.
Bu iş; sadece kapıda durmak değildir.
Dikkat ister, sabır ister, refleks ister.
Bazen bir bakışla, bazen bir sezgiyle risk büyümeden söndürülür.
Ama bu emeğin karşılığı çoğu zaman sessizdir.
Ne alkış vardır ne teşekkür.
Sadece "normal" kabul edilir.
Toplumlar, sadece görünen rollerle ayakta kalmaz.
Asıl yükü, sessizce görevini yapanlar taşır.
Güvenlik görevlileri de o sessiz omurganın bir parçasıdır.
Bir şey olduğunda herkes hatırlar;
olmadığında kimse fark etmez.
Bu yazı bir yakınma değil.
Bir isyan hiç değil.
Bu, fark etme çağrısı.
Çünkü bir toplum, en çok;
alkışlamadığı ama sırtını dayadığı insanları hatırladığında güçlenir.
Bir kapı kapalıysa,
bir site sakinse,
bir sokak huzurluysa…
Bil ki birileri geceyi uykusuz geçirmiştir.
Kimse alkışlamıyor olabilir.
Ama bu şehir, her gece onlara emanet.
Güvenlik meselesi yalnızca sahada nöbet tutmakla sınırlı değil; sektörel dönüşüm, teknoloji ve insan kaynağı boyutuyla da ele alınması gereken bir alan. Nitekim Medya90'da yayımlanan Özel Güvenlik Sektörünün Derinliklerine Yolculuk: Vedat Gülpınar ile Röportaj başlıklı söyleşide, sektörün dünü, bugünü ve yarını tüm yönleriyle ele alınıyor.