Türkiye'de emeklilik tartışmaları çoğu zaman "en düşük maaş kaç oldu?" sorusuna sıkışıyor.
Oysa asıl mesele, yüksek sesle konuşulmayan ama milyonlarca insanı doğrudan etkileyen kök maaş gerçeği.
Özellikle 2011 ve sonrası emekli olanlar, bugün aynı cümleyi kuruyor:
"Yıllarca çalıştım ama hâlâ taban maaşa takılıyım."
Bu bir algı değil; rakamlarla sabit bir durum.
2008 yılında yürürlüğe giren sosyal güvenlik reformu, emeklilik sisteminin matematiğini kökten değiştirdi.
Bu reformun etkileri, 2011'de emekli olanlar üzerinde net biçimde hissedilmeye başlandı.
Yeni sistemde:
Aylık bağlama oranları düşürüldü
Uzun süre çalışmak, maaşı eskisi kadar yükseltmez hale geldi
Prim gün sayısından çok, ortalama kazanç belirleyici oldu
Sonuç olarak 7.000–8.000 gün prim ödemiş birçok emeklinin kök maaşı, yıllar içinde taban maaşın altına düştü.
Devlet, sosyal bir refleksle en düşük emekli maaşını zamanla yükseltiyor.
Bu uygulama, kısa vadede bir koruma kalkanı sağlıyor.
Ancak uzun vadede farklı bir tablo ortaya çıkıyor:
Zamlar taban maaşa değil, kök maaşa yapılıyor
Kök maaşı tabanın altında kalan emekli, yüzdelik zamlardan fiilen yararlanamıyor
Maaş artıyor gibi görünse de alım gücü yerinde sayıyor
Yani emekli:
Bu tablo, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda toplumsal bir yorgunluğa işaret ediyor.
"Zam aldım" sanıyor ama gerçekte sadece yerinde tutuluyor.
Çünkü bu kesim:
En düşük emekli kadar görünür değil
Yüksek maaşlı emekliler kadar da güçlü değil
Arada kalmış bir kitle
Ne protesto ediyorlar ne de sesleri duyuluyor.
Ama enflasyon yükseldikçe, geride kalan ilk grup onlar oluyor.
Bugün iki emekli düşünelim:
Aynı prim günü
Aynı kazanç
Tek fark: Emeklilik tarihi
2007'de emekli olan, bugün rahat bir maaş konuşurken;
2011'de emekli olan hâlâ taban maaş sınırında kalabiliyor.
Bu fark:
Çalışma ahlakından değil, sistem tasarımından kaynaklanıyor.
Uzmanların ortak görüşü net:
Seyyanen artış olmadan
Ya da kök maaşlarda kalıcı iyileştirme yapılmadan
Bu sorun çözülmez.
Taban maaş artırımları geçici rahatlama sağlar;
ama adalet duygusunu onarmaz.
2011 sonrası emekliler, rakamlarla bağıran ama sesini çıkaramayan bir kesim.
Ne tamamen yoksul sayılıyorlar, ne de gerçekten korunuyorlar.
Bu bir sosyal yardım meselesi değil;
emeğin karşılığı meselesidir.
Ve bu mesele, görmezden gelindikçe büyüyor.